1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Ruh sağlığımız bozuldu
Ruh sağlığımız bozuldu

Ruh sağlığımız bozuldu

*Sivil toplum örgütleri susmamalı*Gaziantep, Diyarbakır'dan daha sorunlu *Suriyeli sayısı açıklanandan çok yüksek Ruh sağlığımız bozuldu Yurttaş...

A+A-

*Sivil toplum örgütleri susmamalı

*Gaziantep, Diyarbakır'dan daha sorunlu

 

*Suriyeli sayısı açıklanandan çok yüksek

 

Ruh sağlığımız bozuldu

 

Yurttaş Hakları Derneği Başkanı Ali Peri, son yıllarda vurdumduymaz, gergin bir toplum haline geldiğimizi söyledi. Peri, "Biri şöyle dönüp baksa niye baktın diye silahını çekip vuracak konuma geldik. Tahammül yok, hoşgörü yok, sevgi, saygı zaten hak getire, hiç yok. Toplum zıtlaştı. Ruh sağlımız bozuldu. Sokakta arabaya bin, eğer sessiz, sakin kendini sıkmazsan ilk karşılaştığın şoförle kavga edersin" dedi.

 

-"Sıkıntılı günlerden geçiyoruz. Ülke olarak, toplum olarak nereye gidiyoruz?"

 

ALLAH SONUMUZU HAYIR ETSİN

 

-"Billgisayarın yeni çıktığı dönemlerde bir laf vardı, çok konuşulurdu. Bilgisayara sormuşlar ne var ne yok diye? Bilgisayar patlamış derlerdi. Şimdi ülke nereye gidiyor deyince neresini anlatsak, neresinden tutsak. Ekonomi iyi mi, siyaseten iyi mi, köylüden, çiftçiden tarımdanda bahsedelim, işçiden mi, işverendenmi bahsedelim. Kiminle konuşsak herkes feryat figan ediyor. Ama konuşurmusun dediğinde kimse birşey söylemiyor. Allah sonumuzu hayır etsin demekten başka bir şey yok."

 

-"Son günlerde tam da 'ateş düştüğü yeri yakar' durumuna geldik. İnsanlarımız neden bu kadar duyarsızlaştı?"

 

VURDUMDUYMAZLIK BU TOPLUMA YAKIŞMIYOR

 

-"Televizyonlarda şehit haberleriyle ilgili altyazılar geçiyor. Bir bakıyorsunuz kanallarda çok da eğlence programları var. O kadar duyarsız, o kadar alakasız, o kadar vurdumduymazlık bu topluma yakışmıyor. Eskiden komşuda biri öldüğü zaman mahalle yas tutardı. Televizyon açılmazdı. Kurulu düğünler iptal edilirdi veya sessizce gelin çıkartılırdı. Şimdi ard arda bomba patlıyor, 100 küsur ölü, televizyonları açıyorsunuz eğlence var. Toplum nereye gidiyor. Allah insanlarımıza akıl, fikir, sakinlik versin."

 

-"Duyarsızlığın dışında, hoşgörüsüz bir toplum olduk, yanılıyor muyum?"

 

RUH SAĞLIĞIMIZ BOZULDU

 

-"Gergin bir toplumuz. Birileri şöyle dönüp baksa niye baktın diye silahını çekip vuracak konuma geldik. Tahammül yok, hoşgörü yok, sevgi, saygı zaten hak getire, hiç yok. Toplumda biri evet diyorsa öbürü hayır diyor. Konuşmanın içeriğine bakmıyor, soruya bakmıyor. Sen he dediysen, ben yok diyorum. Yani Türkiye'de toplum zıtlaştı. Asıl sıkıntı kendi toplumumuzda. Ruh sağlımız bozuldu. Sokakta arabaya bin, eğer sessiz, sakin kendini sıkmazsan ilk karşılaştığın şoförle kavga edersin. Niye yol vermedin, niye beni geçtin, niye sağa yanaştın diyor. İnsanlar bahane yaratıyor. Gergin bir toplum olduk. Çocuklara eskiden ne olacaksın? diye sorduğumuzda, öğretmen, doktor, pilot olacağız derlerdi. Şimdi sorduğunuzda hangisi çok para kazandırıyor diyor…"

 

-"Neden gergin, hoşgörüsüz, kavgacı bir toplum haline geldik?"

 

ÖĞRETMENEVLERİNE KAPANDILAR

 

-"Bana göre toplum, eğitimin dışına çıkartıldı. Bunu son günlere bağlamak doğru değil. Bu işin geçmişine inmek lazım. Cumhuriyetin kurulmasıyla Türkiye'nin geleceği 3 temel ayak üzerine oturtulmuştu. Biri diyanet, biri eğitim, biri güvenlikti. Şimdi toplumu eğitmesi gerekenler gittiler, gittikleri yerde birer öğretmen evi yaptılar, öğretmenevine kapandılar. Kapısına sadece üye olanlar girebilir diye yazdılar. Onun dışında ne yaptılar gündüz okula gittiler, okula gelen çocuklara eğitim vermeye çalıştılar, okula gelmeyenlerle ilgilenmediler. Boş zamanlarını öğretmenevlerinde geçirdiler. 

 

DİYANET KENDİ DAR ÇEVRESİNE KAPANDI

 

Güvenliğe baktığımızda özellikle güvenlik dediğimizde akla jandarma geliyordu. Jandarmanın gittiği bölgelerde etrafı tel örgülerle çevrildi, kimse yaklaşamadı. Yaklaşmak cesaret isterdi. Diyanet ise toplumun en önemli unsurlarından biridir bu toplumda. Hassas bir konu, bu toplumun yüzde 99'u Müslüman derler, ama bunun içinde gayrimüslümler, mezhepler var. Diyanet bununla uğraşacağına kendi dar çevresine kapandı. Din ile ilgili konuları kırsal kesimde, mahallelerde hoca denilen bazı insanlara bıraktı. İnsanlar kendi kafasına göre, bildiği bilgiler doğrultusunda çocuklara din dersi verdi, din eğitimi verdi, bugünlere geldik. Yani kurumlar görevini tam yapmadığı için bugünlere geldik. 

 

-"Kentimizde Suriyeli sayısı açıklandığı kadar mı?"

 

AÇIKLANANDAN DAHA ÇOK SURİYELİ VAR

 

-"90 yıl önce, 100 yıl önce Türkiye'de Suriye tek parçaydı. Osmanlı döneminde Türkiye'den ayrıldıktan sonra bir sınır oluştu. Suriye'de yaşayanlar ile Gaziantep'te yaşayanlar birbirine hısım akraba dosttu. Ama tüm bunlara rağmen bugünler hesaplanarak, tel örgü çekildi, yetmedi mayınlar döşendi. Son zamanlarda rahat gidip gelelim diye önce mayınlar toplandı, ardından tel örgüler kaldırıldı. Şimdi yol geçen hanı oldu. Tık diye bir ses duyan bohçasını alarak bu tarafa geçti. Yetkililere sorduğumuzda sayı veriyorlar. Ancak bu sayı sadece sınırdan pasaportla geçen sayılar, veya çadır kentlere yerleştirilenler. 911 km sınırı olan bir ülkeyiz. Hangisi denetlendi? Gelip geçenler hesaba katılmadı. Kentin dokusu değişti. Daha çok Suriyeli var. Sokağa çıkın bakın, sayı tahminlerin çok üzerinde."

 

-"Suriyelilere kapımızı açmamalımıydık?"

 

EY, SURİYELİ GENÇLİK…

 

-"Şimdi komşuda savaş varken duyarsız kalan bir toplum değiliz. Sahip çıkmamız ilgilenmemiz gerekir. Ancak şu anda Suriye'de bir savaş var. Bakıyorum Suriye'nin gençleri arabaya binmişler mahallelerde, sokaklarda havalı havalı geziyorlar, pes diyorum. Yaşlılar gelmeli, çocuklar, kadınlar gelmeli. Ev sahipliği yapalım ama, ey gençlik diyorum. Niye ülkende savaş varken, sen kaçıp geliyorsun?"

 

BİZ MİLLET OLDUK, ARAPLAR ÜMMET

 

Burada şunu dikkate almak gerekiyor, işte Atatürk'ün bu topluma verdiği en önemli kavram millet olma kavramıydı. Türkiye'deki insanlar cumhuriyetle beraber, Kurtuluş Savaşıyla beraber millet oldular. Araplar ise ümmet olarak kaldı. Öyle olduğu için adamın orada toprağıymış, vatanımıymış umurunda bile değil. Gelip burada geziyorlar. Türk insanı böyle bir durumda ülkesini bırakıp gider mi? Bırakıp gitmediğini gördük Kurtuluş Savaşında. Bunlar burada kalacak gideceğe de benzemiyor. Çünkü, Türkiye, Suriye'ye göre daha çağdaş, daha modern. 

 

-"Suriyeliler ucuz işgücü anlamında ilaç gibi gelmedi mi?"

 

SURİYELİLER DE UCUZA ÇALIŞMAYACAK

 

-"Tabi bazı ilçelerin köylerinde ürün toplamak için işçi bulunmuyordu, ucuz işgücü isteniyordu. Ama nereye kadar gidecekler, bu işin sonu nereye kadar gider? Kendi vatandaşın işsiz. Bir gün Suriyeliler de, 'bizde bu fiyata çalışmayacağız' diyecek."

 

-"Kentimizin altyapısı bu kadar göçe hazır mıydı?"

 

ŞEHRİ CİDDİYE ALMADILAR

 

-"Amerika 'Güneydoğuya gitmeyin' diyor. Almanya 'Güneydoğuya gitmeyin' diyor. İlk gün tampon bölge oluşturulup Suriyeliler orada kalmalıydı. Tüm sosyal imkanları sağlanabilirdi. Suriyeliler için altyapı hazır değildi. Trafik mi hazır, konut mu hazırdı? Suriyelilerin çoğu cami avlularında kalıyor. Halen 20-30 kişinin kaldığı evler var diye duyum alıyoruz. Kimse ileriyi göremedi, görenleri de kimse dinlemedi, ciddiye almadı. Şehri de ciddiye almadılar."

 

-Eskiden sivil toplum örgütleri, meslek odaları şehrin sorunlarını sürekli gündemde tutarlardı. Bu sivil topluma ne oldu, neden sustular?"

 

SİVİL TOPLUM SUSMAMALI

 

-"Sivil toplum örgütleri sessiz kalmamalı. Herkesin konuşması lazım bu ülke bizim. Sivil toplum örgütleri, sadece mesleki konuda değil, her konuda konuşabilmeli, bu şehrin her şeyine dokunmalı, bahsetmeli, eğitimden, kaldırımdaki taşa kadar fikrini söylemeli. 

 

Sivil toplum örgütleriyle siyasi partileri birbirinden ayırmak lazım. Siyasi partiler ülkenin ve kentlerin sorunlarına bakarken, kendi siyasi gözlükleri ile bakarlar. Halbuki sivil toplum örgütleri öyle değil. Bugün kentin sorunlarını en iyi gündeme taşıyacak olan sivil toplum örgütleridir. Sivil toplum örgütleri sorunları gündeme getirmeli. Daha sonra bu sorunların çözülüp çözülmediğini takip etmeli. Sivil toplumun susmaması gerekiyor. Hiçbirimizin susmaması gerekiyor."

ELEŞTİRİRKEN, ÇÖZÜM ÖNERİLERİ SUNUN

 

Ama konuşmak, eleştirmek değildir. Konuşurken, eleştirirken yol göstermek önemli. Ben hayatım boyunca konuştum, oda başkanlığı dönemimde ama konuşurken birilerini eleştirmek için konuşmadım, sorunları gördüm, o sorunun nasıl giderileceğini anlattım. Sivil toplum örgütlerinin görevi de budur. Sivli toplum örgütlerine düşen görev araştırarak, çalışma yaparak, sorunlara çözüm önerileriyle birlikte sorunları gündeme getirmeliler. 

 

-Amerika, İngiltere Güneydoğuya gitmeyin diye uyarıyor. Bu kadar güvensiz bir kent mi olduk?"

 

GAZİANTEP, DİYARBAKIR'DAN DAHA SORUNLU

 

-"Türkiye'de en sorunlu il Gaziantep. Diyarbakırlı bir akadaşla Ankara'da karşılaştım. Durumunuz nedir dedim. Adam dediki, sen bize diyorsunda bizim durumumuz Gaziantep'ten daha iyi dedi. Hayırdır, bizden nasıl daha iyi olabilirsiniz dedim. Biz yolda karşılaştıklarımızın Diyarbakırlı olup olmadığını biliyoruz dedi. Siz bırak yolda, asansörde karşılaştığınız birinin Gaziantepli olup olmadığını biliyor musunuz? dedi. Gerçekten bilmiyoruz."

 

-"Başarılı bir oda başkanlığı dönemi geçirdiniz. Bugün geriye dönüp baktığınızda iyiki de şunu şöyle yapmışım dediğiniz bir şey var mı?"

 

BİR GÜN UÇAK BİLETİMİ ODAYA ÖDETMEDİM

 

-"27 yıl oda başkanlığı yaptım, bir gün bile uçak paramı odaya ödetmedim. Kaldığım odanın parasını ödetmedim. O kadar rahatımki. "

 

Gaziantep'te CHP'yi nasıl görüyorsunuz?

 

VATANDAŞTA ZİHNİYET DEĞİŞMELİ

 

-"CHP, MHP'nin sorunları bitmez. Seçim Yasası ve siyasi partiler kanununu değiştireceksin, vatandaş kimi istiyorsa, kimi belediye başkanı, kimi mecliste görmek istiyorsa onu seçecek. Bu değişmediği sürece sorun bitmez. Vatandaşta zihniyet, devlette sistem değişmeli. Sistemde sorun var. Sistemde sorun olduğu için vatandaşta zihin değişmiyor." Meral KINACILAR

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.