Fulya Mısırlıgil

Fulya Mısırlıgil

Yazarın Tüm Yazıları >

Mayın Tarlası

A+A-

Öğretmenlik kutsal bir meslektir. Çünkü bir insan yetiştirmek ve bu insanı hem kendisine hem topluma kazandıracağı bir seviyeye getirebilmek ciddi bir emek, sabır ve özveri gerektirir.Diğer tüm meslekler öğretmenliğin alt dalı gibi gelmiştir bana. Çünkü doktorunu da mühendisini de mimarını da imamını da kısaca topluma hizmet eden tüm meslek mensuplarını yetiştiren kişidir öğretmen.

Öğretmeni iyi ise siz güzel hizmet alırsınız tüm bu insanlardan. Çünkü önce iyi bir insan, duyarlı bir vatandaş ve sorumluluk sahibi bir birey olmayı öğretmiştir iyi bir öğretmen olan. Dolayısıyla öğretmenlik karakter ister. 

Bu kutsallığı layıkıyla taşıyabilecek ve bu meşakatli özveriyi gösterebilecek prensipleri olan sağlam bir kişilik ister.Aşırı insan sevgisi ve sabır ister.

Empati yeteneğinin yüksek olduğu istikrarlı,disiplinli bir duruş ister.Özellikle de öğretmenin hak ettiği şartlarda çalışmadığı ülkemizde gönüllü olabilecek kadar idealist bir bakış açısı ister.
Ve bir öğretmenin değişen tutumu sadece eğitimde bireysel farklılık üzerine olur.
Yani çocuğun algı düzeyi, öğrenme kapasitesi, beceri alanları, sosyal boyutu ve iletişim seviyesine göre değişir.
Çocuğun soyadına, anasının babasının kim olduğuna, nerede oturduğuna göre değil.
Dik bir duruş sergilemeyen ve inandığı doğruların arkasında duramayan, hakikatı velinin ve öğrencisinin yüzüne söyleyemeyen hiç bir insan eğitimci olamaz. Tribüncü olur ancak. Biz bunu yapan insanlara öğretmen değil veli kuklası deriz.
Buna izin veren okullara da okul değil ego güçlendirici körler sağırlar birbirini ağırlar korku tüneli deriz. Zira içine girdikçe hayretle tanıklık ettiğiniz nice korkunç hikayeler çıkar ortaya. Çocuğuna bakmaktan aciz annelerin çocuklarını savurduğu yerdir bu mekanlar çünkü. 

Geri kalmaması gereken sosyal faaliyetlerinin kritik zaman dilimi içerisinde çocuk onun için bir engeldir. Atar gider ve hatta unutur varlığını çoğu zaman. Babalara anlatılan balondan başarı hikâyeleri ile tribüncü tip öğretmenlerin verdiği şişme notlar ve muhteşem yorumlarla çocuk ideal bir öğrenci damgasını alarak yeni bir son model telefon veya bilgisayar ya da araba almaya hak kazanmıştır sonuç olarak.

Çok yorulmuştur ne de olsa tüm dönem çalışmaktan.Çalışıyor gibi yapmaktan. Çünkü zamanla çocukta inanır çok başarılı olduğuna ve yeterince çalıştığına. 

Kıyaslamalarla geçen bir eğitim hayatı içinde çocuk üst komşunun gerizekalı çocuğuna göre çok zeki, ağzında sakızla başı gözü ayrı oynayan annesi ve babasıyla kankisiyle konuşur gibi konuşan çocuğa göre çok ahlaklı ve bilgisayar oyununa gömülmekten iletişim kurmayı unutmuş çocuğuna göre daha sosyaldir.Genellikle babaların ilgisinin olmadığı(onlar parayı verdikleri için) ama bu maddi kaynağın geldiği yere gün gelip hesap vereceği zaman çocuğun eğitim durumu ile ilgili ufak çaplı bir panik yaşayan annelerin korkusunu bitirme ve egosunu tatmin etme konusunda uzmanlaşan öğretmenler ise olayın esas kahramanı olurlar. Çünkü ben annenin ve babanın cehaletini belki bir noktaya kadar anlayabilirim! Bir nokta diyorum! Ama bir eğitimcinin asla. Gelelim ilimizin ülke genelinde
ki sonuçlarına. İşin ilginç yanı okullarda böylesine anlatılan bu çocuklar ne belli standartlara sahip sınavlarda ne de sosyal alanlarda çoğu zaman istenilen başarıyı elde edemezler. İşte çelişki ve sorgulama burada başlar kimisi için. Ama kimisi düşmez bile ardına. Abbas Güçlü bir köşe yazısında diyor ki; 'Bu sıralamada beni en çok şaşırtan il özellikle Gaziantep. 65.sırada yer alıyor.Ticaret çok yaygın o yüzden diyorlar ama Kayseri hem ticareti hem de eğitimi bir arada götürmeyi pekala başarabiliyor.'

Yani kısacası toplum olarak içinde bulunduğumuz tüm çöküntüler işte tam da bu nedenden dolayı yaşanıyor.Ağaç yaşken eğilmiyor.Kırılıyor.Savruluyor.Köklerini bile bilmeden doğaya değil kütüğe dönüşüyor.
Sonra da papağan gibi şikayet eden veliler, suçu birbirinin üzerine atan anne babalar ve hatayı görüpte söylemeyen öğretmenlerin çalışma şartları hakkında ki aciz şikayetlerini dinliyoruz.Toplum olarak tembelleşip, üreten değil tüketen bir nesil yetiştiriyoruz. Sonrada klasik, "Eyi olur zaar."diyoruz. Hiç iyi olmaz kardeşim! Sen geleceğini kurmak yerine çaldığın bir neslin celladı olarak ardından sadece beddualar alacağın bir kayıptan ibaret olacaksın.Ve her birimiz üzerimize düşen bu kutsal görevi layıkıyla yerine getirememenin bedelini bir şekilde ödeyeceğiz! Belki bir doktor muayenesinde! Belki bir deprem sonrasında!Belki bir ekonomik krizde! Belki de bir hapishanede! Bilinçsiz yetişen her nesil sağa sola savrulmuş bjr mayın tarlası gibi eninde sonunda bir yerlerde patlayacaktır.

Hadi iyi tatiller size.!,

Önceki ve Sonraki Yazılar