1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Maganda şehri olduk
Maganda şehri olduk

Maganda şehri olduk

 * Gaziantep'in kent kültürünü almamış, içine sindirememiş insanlar bugün Gaziantep'e sahip çıkmaya, Gaziantep'i anlatmaya çalışıyor. Gaziantep'i...

A+A-

 

* Gaziantep'in kent kültürünü almamış, içine sindirememiş insanlar bugün Gaziantep'e sahip çıkmaya, Gaziantep'i anlatmaya çalışıyor. Gaziantep'i doğru anlatamıyorlar. Bu insanlar söylediklerini hangi kitaplara, hangi bilimsel verilere dayandırıyorlar. Oysa bu kenti gelecek nesillere doğru anlatmak lazım.

*Gaziantep marka şehir diyorlar, bende diyorum ki Gaziantep maganda şehri oldu. Geceleri gürül gürül silah sıkılıyor. Buna birinin dur demesi lazım. Bu şehrin sarhoşları bile başkaydı. Genç kızların ve kadınların rahatsız olduklarını hissettikleri anda kafalarını duvara dayar ve 'geç bacım geç' diye seslenirdi 

*Gaziantep’in unutamadığı Alman Prof. Jansen, “Pancarlı'dan Humanız'a kadar, Alleben Deresi'nin güzergahında sandallarla gezilecek, botanik park olacak” demiş. Özellikle de, “Değirmiçem'e bina yapmayın, çünkü oranın altı killi toprak depreme dayanıksız” demiş. Ayrıca “Başpınar tarafına iki katlıdan fazla ev yapmayın, şehrin rüzgarını kesersiniz” demiş. 

Gaziantep’te herkesimin yakından tanıdığı, şehrimizin yetiştirmiş olduğu önemli isimlerden birisi olan  Op.Dr. Samet Bayrak, kentin her geçen gün kimliğinden uzaklaştığını ve adeta maganda bir kent haline dönüştüğünü söyledi. Gaziantep’in eskiden sineması, tiyatrosu ve kütüphaneleriyle daha kültürlü bir toplum yapısına sahip olduğunu ifade eden Bayrak, "öyle ki, Urfa, Maraş, Adıyaman, Besni'den insanlar gelirdi. Ve o insanlar bu kent kültürü içerisinde potada erirlerdi. Yine kendi kültürlerini yaşarlardı ama Gaziantep kültürünü de yaşatırlardı. Şimdi herkes burada kendi maganda kültürünü yaşatmaya çalışıyor. Ne oluyor geceleri gürül gürül silah sıkılıyor. Gürültü kontrol edilemez noktada. Güvenlik yok, saygı yok. Ortadoğunun geri kalmış şehirlerine döndük adeta.. Birde çıkıp, ‘Gaziantep marka şehir’ diyorlar, bende diyorum ki , tam aksine Gaziantep maganda şehri oldu" şeklinde konuştu.

Dünkü ve bugünkü Gaziantep'i konuştuğumuz Bayrak, sorularımıza içtenlikle yanıt verirken, gazetemize ders niteliğinde açıklamalarda bulundu.

Meral Kınacılar -"Eski Gaziantep'ten bahseder misiniz? Eğitim, kültür, sosyal hayat açısından bugünkü Gaziantep'le kıyasladığımızda ileri mi, geri mi gidiyoruz?"

Samet Bayrak -"Bu kent eskiden okurdu, çok kültürlü kentti. Eski Gaziantepliler çok okurdu, okurdu derken, lise mezunu üniversite mezunu insanlar olarak söylemiyorum, kültürlü insanlar vardı. Benim yetiştiğim yıllarda lise mezunları yedek subay olarak askerlik yaparlardı. Ve o zamanda bu kentte bir tek Gaziantep lisesi vardı, sonra ticaret lisesi, akşam sanat enstitüsü oldu. Buradan mezun olanlar son derece kültürlüydü. Bu kentte yetişen insanlar bu kentin kültürüne yön verirlerdi. Gaziantep'in kent kültürünü almamış, içine sindirememiş insanlar bugün Gaziantep'e sahip çıkmaya, Gaziantep'i anlatmaya çalışıyor. Gaziantep'i doğru anlatamıyorlar, bu insanlar söylediklerini hangi kitaplara, hangi bilimsel verilere dayandırıyorlar. Oysa bu kenti gelecek nesillere doğru anlatmak lazım."

M.K. -O yıllarla ilgili unutamadığınız, size ilginç gelen bir anınız var mı?

S.B. -"Bizim evimiz o zaman Şehreküstü'deydi, sonra Karagöz'e taşındık.  O caddeden geçerken sarhoşlar aileleri gördükleri zaman kafalarını yere eğerlerdi, ayrıca genç kızların ve kadınların rahatsız olduklarını hissettikleri anda o sarhoşlar kafalarını duvara dayar ve yüksek sesle, ürkek adımlarla yürüyen o gencecik kadınlara, kızlara, 'geç bacım geç' diye de seslenirdi. Öyle bir Gaziantep'ti öyle bir kentti burası."

M.K. -Sözünüzün başında bu kent okurdu dediniz, kaç tane kütüphane vardı?

S.B. -"50 yılların sonu 60'lı yılların başında, bu kentte o zamanlar bir sürü kütüphane vardı. Yeşil suyun yanında bir Amerikan kütüphanesi vardı, Balıklı kütüphanesi vardı. Şehitler kütüphanesi vardı Şehreküstü'de. İhsan Bey Cami mahalli tabirle Esenbek camisi, tabi orada 3 bin tane tercüme edilmiş dünya klasikleri vardı 1940 yıllarda. O zamanlar herkesin evi tek gözlüydü, ders çalışmak hak getire. Evi yakın olanların yanısıra uzak olanlar da gelirdi Şehitler Kütüphanesine."

M.K. -Bu kütüphaneden eminim daha sonra çok iyi yerlere gelmiş insanlar yetişti?

S.B. -"Şehitler kütüphanesinden Vehbi Dinçerler yetişti, İstanbul Cerrahpaşa'da Prof Dr. Halil Tunalı var, Mustafa Sökücüler oralardan yetişti. Oranında müdürü daha önce Mercimek Memet'ti sonra oranın müdürü Gaziantep Üniversitesi eski Rektörü Hüseyin Filiz'in babasıydı. Hüseyin Filiz'in babası orada beş kuruş para almadan kütüphanede görevliydi. Hüseyin Filiz de lisede bizim devredir lakabı 'Müdürün oğludur.' Filiz'in babası Allah gani gani rahmet eylesin gelir kütüphaneyi temizler, sobayı yakar, havalandırır, orada bizim ders çalışmamızı sağlardı. Ve bu kütüphanelerden yüzlerce insan faydalanmıştır. Gerek kent çapında ülke çapında ve dünya çapında bir sürü insanlar yetişmiştir. Gaziantep o yıllarda okumayı, okutmayı ve aydınlanmayı seven insanlarla doluydu."

M.K. –“Peki bu kadar sağlam altyapı varken, ne oldu bize?"

S.B. -"Yıllar sonra köşe dönmece, kolay para kazanma, emeksiz işler, şan, şöhret tabi bunlar hayatımıza hakim olunca biz bu hale geldik. Bir Kırkayak Kahvesi vardı, rant uğruna yıkıldı. Eskilerin deyimiyle bu kıraathaneye öğrenciler gelir ders çalışırlardı. Birbirimizi ders çalıştırırdık, iyi öğrenciler başarılı olduğu derslerde zayıf olanları ders çalıştırırdı. Burası okuma eviydi. Bir gece ders çalışıyorduk. Hiç unutmam kahveler o zaman saat 23.15'te mutlaka kapanırdı. O gece emniyet müdürü Salih Ayhan kahveye geldi. Lakabı 'Allahsız Sami'ydi. O gece teftişe çıkmıştı, kahvenin kapısından gür diye içeriye girdi, bir baktıki, ne oyun oynanıyor, ne tavla oynanıyor, ne kağıt oynanıyor, ne de kahve içiliyor. Geldi, herkesin şöyle bir defterine baktı, kitaplara baktı, 'Allah Allah buraya kahve diyorlar ama burası iyi bir kütüphaneymiş' dedi ve yardımcısını çağırarak  dediki; 'bu kahve kapanmasın, bu çocuklar burada ders çalışıyor, buraya da bir bekçi verin, bu çocukları sarhoşlardan, kötü insanlardan korusun, bunları beklesin.' Hiç unutmam orada yıllarca ders çalıştık. Bu kahvede ders çalışıp Türkiye'de idareci olan bir sürü insan var. "

M.K.- “O yıllarda Gazianteplilerin sinema ve tiyatroya da ilgili olduklarını duymuştum. Doğru mu?"

S.B -"Mesela benim çocukluk yıllarımda bu kentte yazlık sinemalar vardı. İstasyon caddesinde herkes çocuk çoluk genç ihtiyar yazlık sinemalara gider, gece yarısı evlerine dönerlerdi. Bu kentte iki tane tiyatro sahnesi vardı. Birisi Nil kahvesinin altındaydı, diğeri de site sinemasının sahnesinde oyun oynarlardı. Gaziantep lisesinin rahmetli edebiyat öğretmeni Elvan Atay yılda bir iki oyun sahneye koyardı. Gogol'un Paltosu, Sermet Çağan'ın ayak bacak fabrikası,Güngör Dilmen'in Canlı Maymun Lokantası gibi. Bir amatör topluluk daha vardı. Adliyede görevliydi emekli oldu onlarda Marmara sinemasında esirleri oynamışlardı. Bu kent, bazen haftada 4 oyunun sahnelendiği bir kentti. Ama o günler çok gerilerde kaldı."

M.K. –“Bu sinemalara ne oldu?

S.B. -"Ne yaptık, rant uğruna o Kırkayak'taki o kahveyi yıktık, yerine iş hanı yaptık. O sinemalar kapandı kışlık, yazlık. Örneğin şimdiki Beğendik'in yeri Turizm Çay bahçesiydi. Orada Turizm Çay bahçesinin yan tarafında çok güzel lahmacun yaparlardı çıtır çıtır, gevrek lahmacun olurdu. Yan tarafta da herkes evinden yaptığı dolmasını, çerezini getirirdi. Ben orada Şükran Ay'ı dinledim. Rahmetli Savaş Ay küçücük çocuktu, sahnenin yan tarafında annesinin programını izlerdi. Sonra mesela Kavaklık'ta programlar olurdu Hamiyet'in, Safiye Ayla'nın… Bir kere Zeki Müren gelmişti. Mehtap Mamet derlerdi, orayı çalıştırırdı. Orada kentin en zengini ile en fakiri emekçisi yanyana oturur yemek yer, eğlenir, o musikiden nasibini alırdı. Hiçkimsede yüksek sesle konuşmaz, birbirine saygılı şekilde geç saatlere kadar otururdu.

M.K. -"Gaziantep niye iyi planlanamadı? Neden yeşilimiz az, neden çarpık yapılaştık? Niye birileri buna dur demedi? Geçmiş belediye başkanları niye ileriyi göremedi?"

S.B. -"Belediye reisi Hamdi Kutlar ne yapmış, adamı seçmişler belediye reisi yapmışlar. Adam benim bu işe aklım yetmez demiş. Kentin önde gelenlerinden birisi Alman Hermann Jansen diye bir mimardan bahsetmiş ve bunun üzerine Jansen'i Gaziantep'e çağırmışlar. Jansen o meşhur Jansen planını yapmış. Bu Jansen planı nedir? Jansen oturmuş çizmiş, demişki, 'Pancarlı'dan Humanız'a kadar, Alleben Deresi'nin güzergahında sandallarla gezilecek, botanik park olacak. Yani şimdiki 100. Yıl, Kavaklık, Sarıgüllük, Değirmiçem, Tabakhane, oradan Humanız'a kadar sandallarla gezilecek alanlar olacak demiş. Ayrıca demişki, 'sakın ha, Değirmiçem'e bina yapmayın, çünkü oranın altı killi toprak depreme dayanıksız' . Bunun yanısıra 'Antep rüzgarını batıdan alır, Başpınar tarafına sakın iki katlıdan fazla ev yapmayın, şehrin rüzgarını kesersiniz' demiş. Ayrıca Düztepe, Hacıbaba, Yukarıbayır oralara da kesinlikle iki katlıdan fazla ev yapmayın hava sirkülasyonunu kesersiniz, şehir boğulur' demiş."

M.K. -"Jansen planı uygulanmadı yani?

S.B. -"Jansen planı siz sağolun. Biz sanki bu adam kötülük etmiş gibi, sanki bu adam doğru söylememiş gibi, bu adamın dediğinin tam tersini yapmışız. Mesela Başpınar'a organize sanayi yapıldı, Sof'un rüzgarı kesildi. Siz sağolun ve şimdi görüyoruz  o Sof'an gelecek rüzgarın güzergahında çok katlı binalar yapılıyor. Ve Kavaklık, bu kadar değildi bir bu kadar daha vardı, maalesef yapılaştı. Mesela öğretmenleri 1960'lı yıllarda tek katlı Şirinevler'di. Benim çocukluğumda Kavaklık'ta, Alleben'de su taşardı. Sel gelirdi, Kavaklık'ın masasını, sandalyesini toplar, Humanız'dan veya Tabakhane'den çıkardık. Alleben'de balık tutarlardı, billur gibi suyu vardı, tertemiz suydu. Alleben'de yün yıkarlardı. 1950 seçimleri oldu ve Kutlar gitti."

M.K. –“Jansen planının uygulanmaması kimin suçu?"

S.B. -"Gelecek nesli düşünmeyen idarecilerin suçu. Eğer o Jansen planı uygulansaydı Pancarlı'dan Humanız'a kadar sandallarla gezilecek gezi alanlarıydı oralar. Bilim ve akıldan uzak iş yaparsanız sonu hüsran olur. Büyük düşünürseniz yüzyıllar boyu nesiller rahat eder. "

M.K. -"Gaziantep'in kültür alanında çok da aşama kaydedemediğini söylediniz. Eğitim ve kültürde geri kalmamızı neye bağlıyorsunuz?"

S.B. -"Gaziantep'in şanssızlığı şu oldu, Gaziantep özellikle 1984 yılından itibaren doğudaki olaylardan sonra çok büyük göç aldı. 85-92 arası Van, Bitlis, Siirt, Urfa, Mardin ve Şırnak'tan çok büyük göç alan Gaziantep maalesef bu göçe hazırlıksız yakalandı. Tabi o zamanlar yeterli imar planları değişiklikleri olsaydı belkide Gaziantep bu hale gelmezdi. Parasal zenginleşmeyi insanlar içine sindiremiyorlar. Kültürleriyle bilgileriyle bu zenginliği taşıyamıyorlar. O zaman ne oluyor sıkıntılar oluyor." 

M.K. -"Gaziantep'te ortak akıl, eskiden de var mıydı?

S.B. -"Benim çocukluğum Arasa'da geçti. O zamanlar kentimizde ferdiyetçilik yoktu, toplumculuk vardı. Örneğin komşu esnafın biri dükkan İstanbul'dan senetle mal almış. Öğleden sonra bankada senet ödenmemişse, senet notere gider, icraya verilir, protesto olur, Antep tüccarı İstanbul tüccarına karşı küçük düşer, ayıp olur diye esnaf kendi aralarında para toplarlar, o senedi yatırırlardı. Bir güzel örnek ise Arasa'da saat 06-07'de dükkanların hepsi açılırdı. Saat 9.30, 10:00 olmuş ve siftah edemeyen esnaf olursa siftah eden esnaf, bir müşteri gelip bir şey istediğinde, 'bu mal bende yok, yan taraftan git al' derlerdi. Böyle bir toplumdu Gaziantep."

M.K. -"Eski Gaziantep'i ve yeni Gaziantep'i karşılaştırdığımızda, marka şehir olduğumuzu söyleyebilir miyiz?"

S.B. -"Bu kentin daha kültürlü, daha medeni, insanlarının daha eğitimli olmasını istiyorum. Bu iş biraz sıkıntıya giriyor. Gaziantep marka şehir diyorlar, bende diyorum ki Gaziantep maganda şehri oldu. Onun için insanların sabırla eğitilmesi lazım. Eskiden Gaziantep, Şanlurfa, Maraş, Adıyaman, Besni'den insanlar gelirdi, bu kent kültürü içerisinde potada erirlerdi. Yine kendi kültürlerini yaşarlardı ama Gaziantep kültürünü de yaşatırlardı. Şimdi herkes burada kendi maganda kültürünü yaşatmaya çalışıyor. Ne oluyor geceleri gürül gürül silah sıkılıyor. Buna birinin dur demesi lazım. Ne zaman dur deniyor, biri serseri bir kurşunla yaralandığı veya öldüğü zaman. Birtakım tedbirler alınıyor ama 3,5 gün sonra unutuluyor."

M.K. –“Şehrimizdeki Suriyelilerin sayısı 200 bini buldu. Bu işin sonu nereye varır?”

S.B. -"Allah kimseyi yerinden yurdundan etmesin. Suriyeliler bu yörenin insanları, uzun vadede ne olacak bunu bilemiyorum. Ama şehir olarak bu sınavı iyi veremediğimiz bir gerçek." 

SAMET BAYRAK KİMDİR?

Gaziantep lisesinden mezun olan Op.Dr. Samet Bayrak, Kadın Hastalıkları Uzmanı olarak 1985 yılından beri Gaziantep'te hizmet ediyor. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Etik ve Hukuk Kurulu üyesi olan Bayrak, ayrıca Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Gaziantep şubesi başkanlığını da yapıyor. Bayraktar, Antep Harbi konusunda Türkiye'nin çeşitli illerinde ve Gaziantep'te çeşitli sivil toplum kuruluşları ve okullarda konferanslar veriyor. Bayrak, 2009 yılında GAGİAD tarafından eğitim alanında yaptığı çalışmalardan dolayı eğitim ödülü, Mavi Dergisinin 2010 kent kültürüne katkı ödülü ve 2013 yılında da Gaziantep Lisesi Mezunlar Derneği onur ödülü aldı. 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum