Gerçekler... Geyikler... Dile kolay Fenerbahçe 27 sezondur “Türkiye Kupası’nı müzesine götüremiyor!..”
Zaman tünelinde geriye doğru ben de “şöyle bir gezi yaptım”; tam 8 Fenerbahçe Başkanı bu 27 yılda “Kupa hasreti ile yanmış”; işte onlar:
Hasret, “üçüncü defa başkan seçilen” Faruk Ilgaz ile başlıyor; sonra Fikret Arıcan, sonra Tahsin Kaya, sonra Metin Aşık, sonra Güven Sazak, sonra Hasan Özaydın, sonra “ikinci defa başkan seçilen” Ali Şen, sonra da “10 yılı aşkın bir süredir başkan olan” Aziz Yıldırım!..
Böyle bir tabloya, “çok değişik bir bakış açısını”, Hürriyet Gazetesi spor sayfasının sorumluluğunu üstlendiğinde “yerden yere vurduğunuz” Ercan Saatçi getirdi; kupa finalinin oynandığı geceden beri “çok yorum” dinledim, ertesi sabahtan itibaren de “final üzerine” çok yazı okudum; ama Ercan Saatçi’ninki kadar “orijinaline hiç ama hiç rastlamadım!..”
“GAP’tı, Urfa’ydı, 27 yıldı, şu futbolcular doğmamıştı, bu futbolcular 3-5 aylıktı, Kupa Trabzonspor’undu, falandı, filandı” diyen ve “birbirine benzeyen, tekrar saydığım” yüze yakın yorumun ve yazının “hiçbirinde” Ercan Saatçi’nin “çok başka olan” bakış açısı yoktu:
“Fenerbahçe’nin 27 yıldır Türkiye Kupası’nı kazanamaması durumu olmasa, Türkiye Kupası finali bu kadar gündeme oturur, bu kadar popüler bir organizasyon olur muydu? Bence hayır.”
“Müthiş” bir teşhis ve de işte “giderek yıldızı sönen” Türkiye Kupası için “en kestirme” şekli ile “kurtuluş formülü!..”
Saatçi’nin görüşünü “biraz” geliştirelim ve geleceğe yansıtalım. Futbol Federasyonu, “Türkiye Kupası finalinde kazanmadığı için” her sezon “Fenerbahçe’ye Türkiye Kupası kazanamama özel ödülü vermeli”; vermeli ki, son yıllarda “popülaritesini kaybeden ve heyecan parametreleri düşen” kupa, Ercan Saatçi’nin dediği gibi “sporun gündemine her yıl daha fazla otursun, heyecan ibresi devamlı yükselsin” ve “Türkiye Kupası’na yakışır” bir popülariteye “yeniden” kavuşsun. Düşünebiliyor musunuz; “Kupasız Fenerbahçe’nin oynayacağı 37’nci, 47’nci yıl finallerindeki tabloları”; hele hele “50’nci yılın finalini?..”
Liverpool küme düşürülmeli mi?..
Chelsea ile Manchester United “İngiltere’de şampiyonluk için” nefes kesen bir mücadelenin içindeler.
Son iki haftaya girilirken “tam da bizdeki gibi” bir tablo vardı ortada!..
Chelsea’nin önündeki “son önemli ve tehlikeli engel” Liverpool idi ve maç da Liverpool’un sahasında oynanıyordu; Manchester United’in bütün ümidi, Liverpool’un alacağı puanlardaydı!..
Ooo, maçın 33’üncü dakikasında Liverpool’un dünyaca ünlü kaptanı Gerard, kalecisine, daha doğrusu Chesea’nin golcüsü Drogba’ya “öyle bir geri pası veriyor” ki; “lokum” ve de Drogba’ya bu sezonun “en kolay gollerinden birini atmak” kalıyor!..
Maç da Chelsea kaptanı Lambard’ın golüyle 2-0 bitiyor!..
Burada duralım ve maçtan bir-iki gün önce Liverpool’un başkanı Martin Broughton’un şu sözlerini yazalım; “55 yıldır Chelsea taraftarı olduğum için Liverpool-Chelsea maçına gitmeyeceğim. 55 yıl aynı takımı tutan benim gibi bir taraftarın bir anda bu kararından vazgeçmesi beklenemez. Liverpool’un yaşlı taraftarları ne hissettiğimi anlayacaktır. Maça gidemem ve hissettiğim herhangi bir duyguyu açığa vuramam, bu Liverpool taraftarlarına saygısızlık olur.”
“Maç öncesindeki tablo bizdeki gibi”, ama “maç sonundaki tablo bizdekine hiç benzemiyor”; ne Liverpool’a, ne başkanına, ne de Drogba’ya asist yapan kaptanına “şikeciler” diye bağıran oldu.
Ne spor basınında kıyametler koptu; ne de Futbol Federasyonu’na “suç duyuruları, şike ihbarları yapıldı”; sadece Manchester United’liler üzüldü o kadar ve de her şey “maçta kaldı”; defter kapandı!..
Başlıksız!?..
Doğrusu ya, “Hıncal Uluç ve Erman Toroğlu kompleksi” ile yazılan ve yapılan yorumlar beni çok güldürüyor!..
İş iyice çığrından çıktı; “birileri”, üstelik içlerinde bugüne kadar yazılarını “saygı ile” okuduğum ve de yorumlarını dinlediğim “öyleleri” var ki, bana açık açık “bu psikolojik tavır galiba bulaşıcı” dedirtiyor!..
Bir psikolog arıyorum, ona soracağım; “Hıncalmania ya da Ermanafobi oluşabilir mi insanlarda; oluşabilirse, sebebi nedir ve de kalıcı mıdır?..”
“Birileri” çıldırıyor adeta; “Vay efendim, Hıncal Uluç ve de Erman Toroğlu hâlâ nasıl gündem oluşturuyorlar, gündemden düşmüyorlar, her sözleri, her açıklamaları, her yazıları olay oluyor, gazetelerin, internet sitelerinin birinci sayfalarına bile oturuyor?.. Silinsinler bunlar, bıraksınlar, yapmasınlar bu işi, gitsinler evlerinin bahçelerinde gül yetiştirsinler, ne işleri var medyada, TV ekranlarında, gazete sayfalarında” diyenlerin, demeye getirenlerin sayısı gün geçtikçe pıtrak gibi artıyor!..
Altını çizeyim, “bu sözlerim”, sevgili kardeşim Hıncal Uluç’un ya da sevgili Erman Hocam’ın yorumlarına, yazılarına, görüşlerine “karşı görüşlerini yazarak” ve de “işi kişiliklerine hakaretlere indirmeyerek” eleştirilerini “sadece fikir bazında yapanlara” değil, hiç değil.
Elbette “görüşleri eleştirmek” herkesin en tabii hakkı!..
Ben, “basın hürriyetinin olduğu bir ülkede”, her gün “Yazmasınlar, konuşmasınlar, bıraksınlar, sporda, futbolda olan her türlü olayın, kötülüğün müsebbibi onlardır” saçmalıklarıyla “Daha ne duruyorsunuz gidin” diyenlere, daha da kötüsü “Birileri çıkıp bunları göndersin” yaygarası koparanlara!..
Hele hele, “yöneticilik hayatı, medya ile kavga etmek, medyayı küçümsemek, medyaya hakaretler yağdırmak ile geçmiş kişileri bile haklı görecek kadar” işi çığrından çıkaranlara ve de “bunca yılını bu mesleğe vermiş” meslektaşları için “Kim bunlar, kim oluyorlar” demeye getirenlere, “onların kim olduğunu anlatacak” bir anekdot yazayım:
Bir partide, bir İngiliz leydisi, Picasso’nun yanına gelir ve elindeki kağıt peçete ile kurşun kalemi uzatarak, “Üstadım şuraya 3-5 çizgilik bir eskiz yapmanızı rica etsem” der.
Picasso; “Lütfen 70 bin 700 paunt” cevabını verir.
Leydi şaşkın; “Aman üstadım 3-5 çizgi bu kadar eder mi” diye sorar!..
Picasso cevap verir; “O üç-beş çizginin karşılığı 700 paunt, 70 bin paunt ise Picasso’nun geride bıraktığı 70 yılın bedeli!..”
Hıncal Uluç olmak, Erman Hoca olmak kolay değil; “onlar, buralara gelmek için” birer ömür tükettiler; sinek vızıltıları “onları rahatsız edebilir” ama, hiçbir yere gönderemez ve “göndermek” de kimsenin haddi değildir!..
Hiddink!..
Dünya futbol basınının ünlüleri, “teknik direktör” anketinde “Jose Mourinho’yu birinci, Alex Ferguson’u ikinci ve Guus Hiddink’i üçüncü seçmişler!..”
Türk Futbol Federasyonu, mutlaka “ankete katılanlara Hiddink için teşvik primi vermiştir!”
Eksik!..
Sevgili Hakan Şükür “Eğer yöneticiler isterse, birkaç ay çalışır, bunca para ile alınan bazı yabancılardan daha iyi oynar ve takıma daha fazla yarar sağlarım” diyor!..
“Doğru” ama “eksik”, aslında “şunu” da eklemeliydi; “Hollandalılara bu kadar para vermeseydiniz ve takıma ben ağabeylik etseydim, Cevat Güler de hoca olarak başımızda olsaydı, başkanın istediği 5 kupadan en az ikisini getirir ve de Galatasaray’ı şampiyon olmasak da, hiç olmazsa Şampiyonlar Ligi’ne taşırdık!..”
Haldun Üstünel’i yemek!..
Görünüyorum ki, “Liseci” liseliler, yeni seçilen yönetim kurulunun içinden başlayarak, spor medyasına kadar uzanan bir yelpazede Haldun Üstünel’i “hedef tahtası yapmak” istiyorlar; “onu yerlerse”, Kongre’deki yenilginin acısını biraz azaltacak ve adeta “intikam almış olacaklar”; dahası “Üstünel’den sonra Adnan Polat’ı hedefe getirerek”, gelecek kongrenin stratejisini de “Mektepli - Alaylı kavgasının devamı” üzerine ...
Adı Sedat Oğuz; 13 yaşında!.. Onu, Prof. Dr. Mahmut Tolon hocamın, Akhisar’daki çiftliğinde her yıl yapılan ve geleneksel hâle gelen “köy” şenliğinde tanıdım. Çiftliğe komşu üç köyün çocuklarının kros ve satranç yarışmaları sırasında!.. Küçük Sedat, Kayalıoğlu köyündeki İsmail Keskinoğlu İlköğretim Okulu öğrencisi ve bana anlatılana göre, “13 yaş gruplarında” Akhisar Şampiyonu!.. Zaten, şenlikteki ...
Türkiye’nin dört bir yanında “belediyecilik ve belediye hizmetleri” konusunda herkese “örnek” gösterilen Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, “hiçbir spor insanın kabul edemeyeceği, sindiremeyeceği” bir açıklama ile gündeme damgasını vurdu; o konudaki görüşlerimi yarın “Uluçmarket’te yazacağım”; bugünkü değinmem, başka bir “gerçek” için!..
Özhaseki, Kayserispor-Galatasaray maçından sonraki açıklamalarıyla ortaya koydu ki; “Kral artık ...
Eğer gerçekten büyüksen “istifa edersin” Hocam!.. Herkes biliyor, sen “normal insanların alacağı kararları almaz”, herkesi şaşkına çevirirsin!..Herkes biliyor Hocam, sen “Ben Fatih Terim’im, kimseye benzemem” dersin!.. Herkes biliyor Hocam, sen “Sensin” ve işte “onun için” istifa etmelisin!.. Zira herkes diyor ki; “Fatih Terim istifa etmez!..” “İstifa ederek” göstermelisin herkese Hocam, “Fatih Terim” olduğunu!..
Türk Futbol Milli Takımından ümitliydim, Türk Basketbol Milli Takımı’ndan ümitsiz!.. Fatih Terim Hoca’dan ümitliydim, Bogdan Tanjevic Hoca’dan ümitsiz!.. Bunları defalarca yaza yaza çarşamba gecesine geldim ve sonuç ortada; Türk Milli Takımı ve Fatih Hoca da, Türk Basketbol Milli Takımı ve Tanjevic Hoca da beni mahcûp ettiler, hem de fena hâlde!.. Estonya maçından 4 ...
Belki de ben kaçırdım, “öyle ise” herkesten özür dilerim!.. Adnan Polat-Adnan Sezgin ikilisinin “Guardiola örneği” Galatasaray Futbol Takımı’nın başına getirdiği ve “Arkandayız, uzun zaman bu takımın başında kalacaksın” dediği Bülent Korkmaz, “bu sezon hangi takımı çalıştıracak?..”
Süper Lig’i bir yana bıraktım, Bank Asya Ligi’nde bir kulüpten “teklif aldı” mı, “sözleşme imzaladı” mı?..
“Galatasaray’a ...
Aziz Yıldırım’ın “Ben bilirim, ben yaparım, gidenler de kimmiş, gelenler onlardan çok daha iyi” diye diye “teknik direktör seçiminden, futbolcu transferlerine kadar” futbolla ilgili “her şeyi” tekeline alıp, kimselere “söz söyletmediği”, söyleyenleri “tasfiye ettiği, fırçaladığı, kulüpten kovdurduğu” gerçeğini yıllardır yaşıyoruz; durum ortada!..
Adnan Polat’ın, futbolu “bunca başarısızlığa rağmen” hâlâ “neden teslim etmeye ...
“Yazmayım” diyorum, direniyorum, sonunda “yazmak zorunda kalıyorum”; zira “herkesin hatasını, yanlışını eleştirirken”, Türkiye Spor Yazarları Derneği’nde gördüğüm hataları, yanlışları eleştirmemenin, yazmamanın, “hem gazetecilik anlayışıma, hem gazetecilik ilkelerine, hem mesleğime, hem de derneğime ihanet olduğunu” düşünüyorum. Bu derneğin “hangi imkânsızlıklar”, hangi “şartlar”, hangi “mücadeleler” ile kurulduğunu bilen ve yaşayanlardanım. Bu deneğin “bugünlere gelmesinde”, ...
Galatasaray’a teşekkürler!.. Bir; “en dağılmış, en buhranlı, en kötümser zamanlarda bile” ve açıkça “küllerinden doğan” bir Phoenix (Zümrüd-ü Anka) olduğunu bir defa daha ispatlayarak, taraftarını ve camiasını mutlu ettiği için!..
İki; başkan ve yönetiminin haksız olarak “çok eleştirilen” o meşhur “Galatasaray Türkiye’dir” sözünü ispat ettiği için!..
Elbette “bu teşekkürün aslan paylarından birini” ve ...
Tam bir çaresizlik ve şaşkınlık!..
Skibbe’yi “yetersiz” diye gönderenler, “teknik direktörlük kariyeri Skibbe’nin çok gerisinde olan” Bülent Korkmaz’ı, hem de “bir yılı opsiyonlu 2.5 yıllık” sözleşme ve de “tam yetki” ile takımın başına getirdiler.
Skibbe yetersizdi ama “Skibbe’nin yetersiz olduğunu çok çabuk ortaya çıkaran” büyük, alternatifli ve pahalı bu kadro ile Bülent Korkmaz ...
Yooo, “başı’boş” kelimesini “Galatasaray Kulübü için” değil; “şimdilik” sadece “Galatasaray Futbol Takımı” için kullandım!..
Ama, altını çiziyorum; “şimdilik!..”
Eğer Başkan Adnan Polat, “kısa bir sürede bu başı’boşluğa bir çare bulamazsa”, işte o zaman rahatlıkla “Galatasaray Kulübü” için de kullanabilirim!..
Her takım yenilebilir, ama “esas” olan, bu mağlûbiyeti saha içinde de, saha dışında da hazmedebilmesi, ...
Maalesef Türk Spor basınında, birkaç istisnası dışında, “habercilik - muhabirlik” kalmadı!.. Sanki “bu gazetecilik yoksulluğundan” herkes memnun; kimse kılını kıpırdatmıyor!..
TV’lerde “bir ikisi hariç son derece düşük seviyede seyreden gece yarısı gevezelikleri”, spor sayfalarında “O şunu dedi, bu bunu dedi” ya da “ömrü 48 saat bile sürmeyen asparagas palavraları” baş tacı!.. Tabii ...
Aslında “çok önce” gitmeliydi; zira “Avrupa Şampiyonası’nda büyük şansla gelen yarı finalden öteye bir başarı elde edemeyeceği” çok açıktı!..
Göreve devam ederse, herkes haklı olarak “ondan daha büyük başarı” bekleyecekti!..
O da “gitmesi gerektiğini” biliyordu, üstelik “gözü dışarıda idi” ama, rahmetli Hasan Doğan’ın “gidiş yolunu kapaması” yüzünden “gidemedi!..”
Belki de “bin pişman” devam etti!..
Bu ...