Liderler toplantısı ve içe - dışa dönük yansımalar
GÜNLERDİR beklenen buluşma nihayet gerçekleşti. Gerçi bu buluşma iktidar ve muhalefet arasındaki buzların erimesi anlamını da taşıyacağı görüşünü öne çıkaran önemli unsur olmuştur.
Görüşmelerde öne çıkan başlıklar arasında en can alıcı konu ekonomi ağırlıklı ifadelerdir elbette. Ama en büyük sorun terör konusu olmuştur.
Kılıçdaroğlu, Başbakan'dan ağırlıklı olarak şu başlıklı konuları ön plana çıkarmıştır:
1- Seçim barajı yüzde 7'e çekilsin.
2- Özel yetkili mahkemelerin durumu.
3- İşsizlik için istihdam yaratılsın.
4- Hayvancılık için Et Balık Kurumu güçlendirilsin.
5- Mayınlı araziler mayınlardan arındırıldıktan sonra topraksız köylüye verilsin.
Evet. Kılıçdaroğlu, CHP'nin Türk ekonomisinin içine düştüğü çıkmazları bu ana başlıklarda toplayarak detaylarını görüşmelerde başbaşa konuşmuşlardır. Konunun içerikleri belki de kendilerinde saklı kalacak, ancak ekonomik alanda rahatlamanın detayları önümüzdeki günlerde netleşmeye başlayacaktır mutlaka. Başbakan Erdoğan ise, ana muhalefetin kapılarının açmasını çok olumlu bulduğundan Kılıçdaroğlu'yla Meclis'te görüştü ve uzun bir toplantı gerçekleşti. Bu da Türk kamuoyuna çok olumlu yansıdı. Yansıması Kılıçdaroğlu'nun olumlu açıklamalarıyla gündeme geldi. Zaten Türk komuoyunun da istediği bu değil miydi?
Ayrıca...
Türk kamuoyu, iki liderin biraraya gelişlerindeki o soru işaretli beklentinin stresinden kurtulmuş oldu. Daha düne kadar kamuoyunda şu gerçekler konuşulmuyor muydu:
1- Kılıçdaroğlu - Başbakan Erdoğan görüşmesi belki de gerçekleşmeyecek.
2- Her iki parti kurmayları liderlerin buluşması öncesi o kadar sert demeçler veriyor ki, bunun yansıması görüşmeyi de baltalayabilir.
3- Erdoğan - Kılıçdaroğlu hiçbir zaman biraraya gelmeyecek. Zamanında Baykal'ın buluşmama görüşü Kılıçdaroğlu ve kurmaylarında da etkisini sürdürecek. Ama bunlar olmadı. Kılıçdaroğlu, Erdoğan ile görüştü ve bütün olumsuz düşünceleri de kafalardan silmiş oldu. Tabii bu görüşmelerin akabinde Başbakan Erdoğan da, şu açıklamayı yaptı: -"Muhalefetle ortak akıl oluşturulmasında yarar var."
Bu ifadeden de anlaşılıyor ki, iki liderlerin görüşme sonrası verdikleri bu tür ifadeler, bundan sonraki görüşmeler için de olumlu sonuçlar doğuracaktır. Zaten Erdoğan da, "Muhalefetle görüşmem çok olumlu oldu. İsterim ki onlar da beni arasın ve buluşmalar devam etsin" diyerek barışçıl ve uzlaşıcı mesajlar gönderdi. Bu da gösteriyor ki, ülkenin asıl ve büyük sorunları olan işsizlik ve terör konusunda artık bundan böyle biraraya gelişler olmalı ve sonuçlar birlikte alınmalı.
Bunun adımlarını atmak isteyen Erdoğan hükümeti, Kılıçdaroğlu'na ve ekibine yaptığı ziyaretle, kamuoyunu da rahatlattığının bilincine varmak istiyor. Sivil toplum örgütleri, sivil kuruluşlar, piyasalar ve esnafın hepsi toplumsal bir rahatlama içine girmiş durumdalar.
Neden?
Görüşmenin gayet ılımlı ve güzel çerçevede gerçekleştiği için. Bunun devamını görmek istemek de herhalde abartılı bir istek olmasa gerek. Önemli olan, buluşma öncesi verilen olumsuz mesajların artık bundan böyle, "illaki benim görüşüm", "illaki benim düşüncelerim", "illaki benim iktidarım", "illaki benim yasalarım", "illaki mücadelem"in bir tarafa bırakılmasıdır. Türkiye'nin gerçekten de toplumsal rahatlamaya ihtiyacı var. Şehit cenazeleri... Olumsuz gelişmeler... Güneydoğu bölgelerimizde esnafımızın kepenklerini kapatması... İsrail'in Mavi Marmara'ya yaptığı katil baskın... Düne kadar bunlar yaşandıysa, bunun sorumlusu tabii ki terördür. Terör konusu Türkiye'nin birinci konusudur. Bu konunun temel ilacı da işsizliğe çaredir. İşsizliğe çare bulunursa, terör bölgenin arka kapısından içeri dahi giremez. Liderlerin buluşmasında da en önemli konu zaten bu değil miydi?
Bu görüşme elbette ki dışa dönük olumlu tepkiler çekecektir. Türkiye'nin dışa yansıması mutlaka ön planda tutulmalıdır -Ki, iktidarı-muhalefeti tek vücutta hareket ettiği izlenimi verebilsin...
Avrupa Parlamentosu daha düne kadar referandum için CHP'ye "Evet" mesajı göndermemiş miydi?
Peki CHP, Avrupa Parlamentosu'nu "Hayır"da nasıl ikna edebilecek? Bunun cevaplarını ve eleştirel yönlerini CHP detaylarıyla ikna ettiği zaman "Hayır"da ısrar etmesi gerekiyor diye düşünüyoruz.
Neden?
Her ne kadar içe dönük politikalarda haklılık payı ısrarla diretiliyorsa, aynı şekilde dış dünyaya da ikna edici politikalar üretilmelidir. Artık dünyada yalnız değiliz. Avrupa ve Amerikalının en
küçük bir demeci dahi Türkiye'de anında rahatsızlık vermiyor mu? Bunun sonucu olarak da "Batı Türkiye'ye küstü mü?" diyerek endişeli ve meraklı bekleyişler içine girmiyor muyuz?
Tabii ki giriyoruz. Hemen muhalefet veya iktidar olsun, bu davranışı, "senin görüşün yüzünden bu açıklamalar geliyor. Bu böyle olmamalı" diyerek suçlamalar yapıyoruz.
O halde...
Artık bu olumsuz demeçler ve açıklamalar basın aracılığıyla mesajlar niteliğinde gönderilmemeli. Gönderildiğinde, bazı görüşler manşetlere çıkabiliyor. Bu da kamuya yansıdığı şekliyle halk yönlendirilmiş oluyor. Bir de buna partisel politikalara yönelik demeçler eklenince, değil biraraya gelmek, adeta gelmemek için direnişler yapılıyor. Türkiye, bu olumsuz görüntüden kurtulmalıdır. Bunun cevabını dün Erdoğan - Kılıçdaroğlu buluşmasında yaşadık. Yaşamaya da devam
etmeliyiz. İki liderin Meclis çatısı altında çok önemli olan konularda, "Bana gelme. Partimizin kapısı sana kapalı" diyerek mesaj gönderirse, bunun zararını Türkiye olarak bütün toplum çekecektir.
Bundan sonra ne yapılmalı?
1- Meclis çatısı altında buluşmalar sürekli olmalıdır. Halkın barışa susamışlığına cevap olarak en kısa zamanda yanıt verilmelidir. Bunun cevabı, elbette ki biraraya gelişlerle olacaktır.
2- İstihdam ve terör konusunda tek vücut olunmalıdır.
3- Siyasi açıdan ayrı düşen liderler, içerde ve dışardaki terör yanlılarına karşı Türkiye'yi olumsuz bir şekilde yalnızlığa bırakma görüntüsü vermektedir.
4- Bölgesel işsizliğe karşı ekonomiye katkı payı artırılarak esnafa ulaşılmalı ve bugüne kadar gelen olumsuz ve yanlış politikalar gündemden çıkarılmalı.
5- "İllaki muhalefet yapacağım" diye... İktidardayım ve illaki muhalefete muhalefetle cevap vereceğim diye Meclis çalışması kilitlenmemelidir.
Dünkü buluşmanın ayrıntıları bugün Başbakan Erdoğan'ın buluşmayla ilgili vereceği önemli açıklamalarla gündeme oturacaktır. Bekleyip hep beraber göreceğiz.
Referandum ve sonrası politikalar mutlaka değişmeli
SİYASET başlıca idare etme sanatıdır. Siyasetin genel anlamdaki yeri, idare etmenin dışında, hizmet vermenin de beraberinde düşünülmesi gereken bir durum olduğuna inanılması gerekmiyor mu?.. Elbette gerekiyor. Zaten bugünkü politikacılarımız hep söylememişlermidir, "Biz siyasette hizmet için varız. Bu yaptığımız siyaset, yarının Türkiye'sini daha iyi yerlere getirebilmenin gayretidir" diye... Ama bugün bakıyorsunuz gündeme, ...
Meydanlarda yanlış politikalar üzerine siyaset yapılıyor
HEP söyleyip duruyoruz, "Anayasa için yapılacak referandum öncesi
mitinglerdeki görüntü böyle olmamalıydı" diye... Anayasa için
yapılması gereken esas olay, halkın daha farklı bir biçimde
bilinçlendirilmesini sağlamakla olmalıydı.
Ama bunlar bugün için geçerli mi?
Hayır. Hiç de geçerli değil.
Görünen o ki, seçim meydanları, yine alternatif seçim konuşmaları ile
12 Eylül'e gün sayıyor. Oysa 12 Eylül, genel seçim niteliğinde
referanduma ...
12 Eylül Anayasası polemikle değil bilgiyle oylansın!..
SİYASETTE başarı oranı nedir deseler, bunun cevabı elbette, "Halka kim
daha çok yakınlaşıyorsa, kim daha çok hesap veriyorsa, kim daha çok
çalışıyorsa odur" olacaktır. Hatta olmalıdır da.
Ama bunlar bugün için geçerli mi?
Bunu bilmek için konuyu ve günü iyi takip etmek gerekiyor. Özellikle
Anayasa konusunda yapılan konuşmalar, ortaya atılan iddialar, halka ne
derece yakınlaşıyor diye de ...
Anayasa için 'Evet' ve 'Hayır'da politik inceliklere doğru!
YAKLAŞAN Anayasa referandumu kamuoyunu biraz olsun ilgi odağına
çekerken, siyasi parti mensupları da politik manevralarla
mesleklerinin inceliklerini sergilemektedirler.
Tabii ki bu incelikleri miting meydanlarında ve kendi aralarında
değerlendirirken kamunun düşünceleri de meydanlardaki kalabalığa
bakılarak politikaya oturtulmak istenmekte.
Örneğin falan partinin mitinginde ortaya çıkan kalabalık ve hınca hınç
dolan insan toplulukları, o anki partinin "Evet" veya "Hayır"la
neticelenmesini kestirmeye çalışıyoruz.
Fakat ...