1. YAZARLAR

  2. Tamer Abuşoğlu

  3. Bir Gaziantep Haberinin Analitik Çözümlemesi
Tamer Abuşoğlu

Tamer Abuşoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Gaziantep Haberinin Analitik Çözümlemesi

A+A-

 

 

Bir Gaziantep Haberinin Analitik Çözümlemesi

Bugün neşrettiğimiz gazete ve dergiler salt bir haberleşme aracı değil, aynı zamanda istikbâlin en önemli başvuru kaynakları olacak.
Yayınlanan haberlerden, köşe yazarlarının analiz ettiği konulara kadar, her manşet ve her satır, gelecekte lehte veya aleyhte delil olarak kulla-nılacaktır.
Yani bir anlamda bugün yazılanlar ve yayınlananlar gelecekte tarihi birer vesika hüviyeti taşıyacaktır.
Söz uçacak, yazı kalacak, yakın tarihi daha rasyonel bir bakış açısıyla sondaja koyulanlar günümüz yayınlarını baz alacaktır.
Bu manada yerel basının doğru ve sağlıklı haber üretme gücüyle, ulusal basının haber pergellerini açık tutma kabiliyetinin birlikte elemine edilmesi kanaatindeyim.
Zira bir kesim için hayatsal öneme haiz bir kanunun, diğer bir kesim için haber değeri dahi taşımaktan uzak bulunması tespiti bir vakadır. Haberi gündemden düşürme ve kenti olup bitenden habersiz kılma çabası çoğu zaman, kent ahalisinin duyması gerekenlerle, bilmesi gerekmeyenler şeklinde bir algıya tabi tutulması anlamı taşır.
Bu art niyetli eylemin tam karşılığı ise delil karartmadır. Medya tekelini elinde tutmak isteyen yönetim erkinin yandaşları vasıtasıyla sahnelediği oyun "körler sağırlar, birbirini ağırlar" tuluatına dönüştüğünde, kentin ve ülkenin genel gidişatından bihaber bu yapı, toplumu muhalefeti olmayan tekçiliğin karanlık dehlizlerine hapseder.
Örneğin sınırlarımızın hemen ötesinde cereyan eden bir iç savaşın sınırları aşan artçı şoklarını en çok hisseden şehirlerden biri de Gaziantep'tir. 
Çok uluslu bir tertibin birbirine düşman kıldığı tarafların yaşadığı dramın ve neden olduğu kaosun yansımaları Gaziantep'te fazlasıyla görülmektedir. 
Yerel basında pek ilgi görmeyen, ancak muhalif kanada bağlı bir ulusal gazete haberinde, Suriyeli mültecilere sınavsız üniversite kapısının açıldığı bilgisi var.
Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığı'nın yayınladığı genelgeye göre Suriye ile sınır komşusu olan illerin üniversiteleri, Suriyeli mültecilerin özel öğrenci statüsüyle üniversitelere kayıt olmalarına olanak tanıyor.
Mülteciler hiçbir belge ibraz etmeden salt beyana dayalı bir şekilde üniversitelere kayıt yaptırdılar. 
3 Eylül 2012 tarihli genelge ile Çukurova, Gaziantep, Harran, 7 Aralık, Mustafa Kemal, Mersin ve Korkut Ata Üniversiteleri rektörlüklerine gönderilen genelge ile (2012-2013) öğretim yılına mahsus olmak üzere bu Suriyeli mültecilere kapılarını açtı.
Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) de bu savaştan kaçan Suriyeli mültecilerden 9'u mimarlık, 6'sı Tıp Fakültesi, 3'ü İngiliz Dili ve Edebiyatı, 1'er öğrenci ise Diş Hekimliği, Mühendislik ve İktisat Fakülteleri olmak üzere 23 kayıt yapıldığı bilgisi bu haberin satırları arasında yer alıyor. 
Kentin belleğine yerleşen bu haber, tarihsel bir hadisenin Gaziantep ölçeğinde sosyal ve siyasal bir yansıması olarak farklı boyutlarıyla toplumun gündemine oturmuştur.
Diğer taraftan Suriye'den gelen kim oldukları ve mensubiyetleri konusunda tatminkâr bir açıklama yapılmayan bu kişilerin hiçbir ücret talep etmeden, belge istemeden ve sadece şahsi beyanatıyla başta Gaziantep Üniversitesi olmak üzere diğer okullara kayıt olanağı bulması toplum vicdanını yaralamıştır. 
Zira bu sözkonusu üniversitelere girebilmek için dershanelere devam eden, emek ve para harcamak zorunda kalan Türk öğrencilere ve onların ailelerine bir haksızlık olduğu kadar, mantıkla izahı olmayan bir tutumdur.
Gazete koleksiyonlarına geçen bu haber bütün boyutlarıyla tarihsel ve toplumsal bir med-cezir'in ta kendisi olmuştur.
Hiçbir ülkenin cesaret edemeyeceği bu yol, salt Türkiye'ye ve YÖK'e has zorlama bir metot olarak toplum vicdanını yaralamayı başarmıştır. 
Zaman ağlarını örerek taşlar yerine oturduğunda, günümüz insanının unuttuğu ve şeytanın gör dediği bu ayrıntılar, yakın tarih konusunda araştırmalar yapacak kadrolar için bir hayli şaşırtıcı olacaktır.
Bugünden o günleri görmek mümkün. Büyük Atatürk'ün "Tarih yazmak, yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen gerçek, insanlığı şaşırtacak gerçek olur" saptaması tarihin bu aralığına ne kadar uyum gösteriyor değil mi?
Son söz: Eğer haber hayatın kendisi ise doğru haber bir hayat gerçeği olmalıdır. Aksi halde basın toplumsal bir baskı aracı olmanın ötesinde bir anlam taşımaz.

Bugün neşrettiğimiz gazete ve dergiler salt bir haberleşme aracı değil, aynı zamanda istikbâlin en önemli başvuru kaynakları olacak.Yayınlanan haberlerden, köşe yazarlarının analiz ettiği konulara kadar, her manşet ve her satır, gelecekte lehte veya aleyhte delil olarak kulla-nılacaktır.Yani bir anlamda bugün yazılanlar ve yayınlananlar gelecekte tarihi birer vesika hüviyeti taşıyacaktır.Söz uçacak, yazı kalacak, yakın tarihi daha rasyonel bir bakış açısıyla sondaja koyulanlar günümüz yayınlarını baz alacaktır.Bu manada yerel basının doğru ve sağlıklı haber üretme gücüyle, ulusal basının haber pergellerini açık tutma kabiliyetinin birlikte elemine edilmesi kanaatindeyim.Zira bir kesim için hayatsal öneme haiz bir kanunun, diğer bir kesim için haber değeri dahi taşımaktan uzak bulunması tespiti bir vakadır. Haberi gündemden düşürme ve kenti olup bitenden habersiz kılma çabası çoğu zaman, kent ahalisinin duyması gerekenlerle, bilmesi gerekmeyenler şeklinde bir algıya tabi tutulması anlamı taşır.Bu art niyetli eylemin tam karşılığı ise delil karartmadır. Medya tekelini elinde tutmak isteyen yönetim erkinin yandaşları vasıtasıyla sahnelediği oyun "körler sağırlar, birbirini ağırlar" tuluatına dönüştüğünde, kentin ve ülkenin genel gidişatından bihaber bu yapı, toplumu muhalefeti olmayan tekçiliğin karanlık dehlizlerine hapseder.Örneğin sınırlarımızın hemen ötesinde cereyan eden bir iç savaşın sınırları aşan artçı şoklarını en çok hisseden şehirlerden biri de Gaziantep'tir. Çok uluslu bir tertibin birbirine düşman kıldığı tarafların yaşadığı dramın ve neden olduğu kaosun yansımaları Gaziantep'te fazlasıyla görülmektedir. Yerel basında pek ilgi görmeyen, ancak muhalif kanada bağlı bir ulusal gazete haberinde, Suriyeli mültecilere sınavsız üniversite kapısının açıldığı bilgisi var.Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığı'nın yayınladığı genelgeye göre Suriye ile sınır komşusu olan illerin üniversiteleri, Suriyeli mültecilerin özel öğrenci statüsüyle üniversitelere kayıt olmalarına olanak tanıyor.Mülteciler hiçbir belge ibraz etmeden salt beyana dayalı bir şekilde üniversitelere kayıt yaptırdılar. 3 Eylül 2012 tarihli genelge ile Çukurova, Gaziantep, Harran, 7 Aralık, Mustafa Kemal, Mersin ve Korkut Ata Üniversiteleri rektörlüklerine gönderilen genelge ile (2012-2013) öğretim yılına mahsus olmak üzere bu Suriyeli mültecilere kapılarını açtı.Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) de bu savaştan kaçan Suriyeli mültecilerden 9'u mimarlık, 6'sı Tıp Fakültesi, 3'ü İngiliz Dili ve Edebiyatı, 1'er öğrenci ise Diş Hekimliği, Mühendislik ve İktisat Fakülteleri olmak üzere 23 kayıt yapıldığı bilgisi bu haberin satırları arasında yer alıyor. Kentin belleğine yerleşen bu haber, tarihsel bir hadisenin Gaziantep ölçeğinde sosyal ve siyasal bir yansıması olarak farklı boyutlarıyla toplumun gündemine oturmuştur.Diğer taraftan Suriye'den gelen kim oldukları ve mensubiyetleri konusunda tatminkâr bir açıklama yapılmayan bu kişilerin hiçbir ücret talep etmeden, belge istemeden ve sadece şahsi beyanatıyla başta Gaziantep Üniversitesi olmak üzere diğer okullara kayıt olanağı bulması toplum vicdanını yaralamıştır. Zira bu sözkonusu üniversitelere girebilmek için dershanelere devam eden, emek ve para harcamak zorunda kalan Türk öğrencilere ve onların ailelerine bir haksızlık olduğu kadar, mantıkla izahı olmayan bir tutumdur.Gazete koleksiyonlarına geçen bu haber bütün boyutlarıyla tarihsel ve toplumsal bir med-cezir'in ta kendisi olmuştur.Hiçbir ülkenin cesaret edemeyeceği bu yol, salt Türkiye'ye ve YÖK'e has zorlama bir metot olarak toplum vicdanını yaralamayı başarmıştır. Zaman ağlarını örerek taşlar yerine oturduğunda, günümüz insanının unuttuğu ve şeytanın gör dediği bu ayrıntılar, yakın tarih konusunda araştırmalar yapacak kadrolar için bir hayli şaşırtıcı olacaktır.Bugünden o günleri görmek mümkün. Büyük Atatürk'ün "Tarih yazmak, yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen gerçek, insanlığı şaşırtacak gerçek olur" saptaması tarihin bu aralığına ne kadar uyum gösteriyor değil mi?Son söz: Eğer haber hayatın kendisi ise doğru haber bir hayat gerçeği olmalıdır. Aksi halde basın toplumsal bir baskı aracı olmanın ötesinde bir anlam taşımaz.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.