1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Antep savunması
Antep savunması

Antep savunması

(AYŞENUR YILMAZER YAZDI)Bir efsanenin yaratılışı : Antep Savunma öykümüzAntep savunması, yürekleri yurt sevgisi ile dopdolu bir avuç  Antep’linin...

A+A-

(AYŞENUR YILMAZER YAZDI)

Bir efsanenin yaratılışı : Antep Savunma öykümüz

Antep savunması, yürekleri yurt sevgisi ile dopdolu bir avuç  Antep’linin inanılmazı efsaneleştirmeleridir. Alın teriyle ıslanmış, umutla yeşertilmiş toprağını, düşmana vermemek için canını feda eden, bombardıman altında inim inim inlerken dahi “vatanım” diyebilen isimsiz kahramanların hikâyesidir. Hürriyete inanan, kendi kaderine terk 

edildiğini, çaresizliğini bildiği halde, kenetlenmenin en güzel  örneğini sergileyerek, akıllara durgunluk veren bir özveri ile düşmanının bile hayran olduğu onurlu bir milletin zaferidir. 

Gözlerinin önünde süngülenen yavrusunun çığlıkları yüzünden top,tüfek  sesini duymayan, kaybettiği eşinin kanının sıcaklığı yüzünden soğuğu hissetmeyen, yavuklusunun ıtır kokusu hasretiyle barut kokusunu fark etmeyen sevgililerin babaların anaların yavruların kahramanlık destanıdır. 

Şehit babasının yokluğunu, gözü yaşlı annesiyle paylaşarak silahı kapıp cepheye koşan delikanlıların zaferidir. 

Bahçede oynaması gerekirken, minicik elleri ile boş kovanları toplama çabasına düşüp ,dedesine götüren torunun eseridir. 

Torunlarını bu güzel beldede özgürce yaşatabilmek için kendi hayatlarını çekinmeden feda eden büyüklerimizle gurur duyuyoruz. 

Bize bıraktıkları miras olan vatan sevgisini, ”Gaziantep’li” olmanın gururunu Gaziantep var oldukça onurla sürdüreceğiz. 

 

İŞGALLER VE ANTEP SAVUNMASININ BAŞLANGICI 

 

İNGİLİZ İŞGALİ: 

 

30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandığında Antep , türk sınırları içinde bir sınır şehri olarak kalmıştı. 

Mondros Mütarekesinin 7. maddesine dayanarak 15 Ocak 1919’da İngilizler Antep’i işgal ettiler. Antepliler bu işgali mütareke şartlarına uygun olmadığından protesto ettiler; ancak yeteri kadar güçlü olmadıklarından baş kaldırmaları sonuçsuz kaldı. 

İngiliz işgaliyle birlikte, savaş sırasında Suriye’ye sürülmüş olan 50.000 kadar ermeni yavaş yavaş şehre gelmeye başladılar. Özellikle bazı ermeni gençleri türklere karşı büyük bir kin besliyorlardı. Ayrıca İngilizleri türkler aleyhine kışkırtıyorlardı. İngilizler, ermeni sürgününe neden oldukları gerekçesiyle şehrin önde gelenlerini tutuklayıp aileleriyle bile görüştürmeden Mısır’daki esir kampına gönderdiler. Mart 1919’da bir beyanname yayınlayan İngilizler halkın elindeki bütün kesici alet ve silahları teslim etmesini, aksi takdirde evinde silah bulunanı idam edeceklerini bildirdiler. Halk ertesi sabah elindeki ve evindeki bütün silahları teslim etti. Buna rağmen herkesin teslim etmediği gerekçesiyle İngilizler bütün iş yerleri ve dükkanları kapattı. Kontrol etmek için çarşıları silahlı askerlere denetlettirdi. Bu arada bütün evlerin aranması ve ermenilere dokunulmaması şehirde  büyük dehşet yarattı. Bazılarının tahriki ile uygulanan bu korkunç baskı korkunun yavaş yavaş yerini, direnme ve hiddete bırakmasına yol açtı. İngilizler yapılan haksızlığı türklerin davranışlarından anlayıp daha ılımlı olmayı tercih ederek mahalli idareye dokunmadılar ve resmi dairelere Türk bayrağı çekilmesine izin verdiler. 

 

FRANSIZ İŞGALİ: 

 

1919 Kasımında İngilizler Antep’i Fransızlara terk ettiler. 5 kasımda şehre giren Fransız birliklerini, bazı ermeniler çiçek  yağmuru, türkler yaşlı gözlerle karşıladılar. Bir süre sonra olaylar birbiri ardına patlak vermeye başladı. Akyol karakolundaki Türk Bayrağı’nın bir Fransız subayı tarafından zorla indirilmesini, Türk kadınlarına yapılan sarkıntılıklar, çocukları dövme , Türk erkeklerine  işkenceler takip etti. 

 

TEPKİLER: 

 

Bir akşam üzeri sarhoş fransız askerlerinin annesine sarkıntılık etmesini önlemek isteyerek minicik vücuduyla annesini korumaya çalışan bir çocuk; Mehmet Kamil, süngülenerek alçakça şehit edildi . Bu olay  şehirde bomba tesiri yarattı ve Cemiyet- i İslamiye olayı şiddetle kınadı. Halkın galeyana gelerek zapt edilemeyecek hale gelmesinden korkan komutan Sent Mari katillerin cezalandırılacağına dair teminat verdi. Hatta çocuğun babasına tazminat vermeye çalıştı ancak gururlu Ökkeş Ağa bu teklifi şiddetle reddederek “oğlum öldü ama milletim  intikamımı alacaktır” dedi. 

Bu ve bu şekildeki korkunç haksızlıklar Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyetinin daha da çabuk hazırlanmasına, daha bileylenerek güçlü olmasına neden oluyordu. 4 Eylül 1919’da Sivas kongresinde kurulan ve başkanlığına Mustafa Kemal Atatürk’ün seçildiği bu cemiyetin bütün il ve ilçelerde şubeler açarak güçlenmesi sağlanıyordu. Gizli olarak Antep’te kurulan bir cemiyete, Fransız zulmüyle çaresizlik içinde inleyen kitleler, akın akın baş vurarak yemin edip üye oluyorlardı. Cemiyetin parolası ”En kısa sürede silahlanmak ve silahlı direnmeye hazırlanmak”tı. Antepliler akıl almaz bir heyecan ve gayretle yatağını, yorganını, öküzünü, satabilecek her şeyini satarak sağladıkları altınlarla Halep’ten satın aldıkları silahları gizlice şehre dağıtıyorlardı. 

30 Aralık1919’da Osmanlı İstiklalinin kutlaması gösterilerini fırsat bilerek yığınlar halinde belediye önünde toplanıp işgali protesto eden söylevler verip, ürkütücü bir kararlılığın hakim olduğu yürüyüş düzenlediler. Fransızları ve bazı ermenileri çok huzursuz ve hareketsiz kılan bu tepki Antepliler’e büyük bir moral gücü sağladı. Bu olayın sonucu olarak Türkler şehre hakim oldular . Fransızlara ve ermenilere zahire satışını durdurdular. Ermeniler kendi mahallelerine çekilmek zorunda kaldı ve şehirde bir gerginlik sezilmeye başlandı. 

11 Ocak 1920’de Büyükaraptar köyünde geceleyen bir fransız müfrezesinin halkın eşyasını yağmalamaları, köylünün tavuğunu, keçisini kesmeleri bardağı taşıran son damla oldu. Çevre köylerin, milli kuvvetlerin ve çetelerin sıkılmış bir yumruk gibi kenetlenerek Çatlamazı denilen dar boğazda patlamasıyla son buldu. Bu savaştan çok az fransız kurtulabildi ancak suçluluk psikolojisiyle herhangi bir tepki vermediler. 

19 Ocak 1920’de başka bir müfreze Maraş’a gitmek isterken Karabıyıklı’da kıstırılıp Karayılan Çetesi tarafından imha edildi ve bu yol da Fransızlara kapatılmış oldu. 

Antep’teki fransızlar erzaksız ve güçsüz kalmışlardı. Ne şehirden dışarı çıkabiliyorlar ne de dışarıdan yardım alabiliyorlardı. Bu durumu devam ettirip Fransızları pes ettirebilmek için Kilis yolundan gelen yardımı da önlemek gerekiyordu. Bu nedenle çok iyi bir asker ve çok becerikli bir insan olduğundan dolayı Mehmet Sait Efendi’ye (ŞAHİN BEY) Kuvayi Milliye komutanlığı teklif edildi. Şahin Bey hiç tereddütsüz kabul etti ve tek silahı ile bölgeye gitti. Şahin Bey güzel konuşması sayesinde bütün köyleri vatan sevgisiyle etkileyip hepsini örgütledi ve silahlandırdı. 

9 Mart ve 18 Mart’taki çarpışmalarda Şahin Bey kumandanlığındaki mücahitler vatan sevgisiyle düşmanları başarılı bir şekilde püskürttüler. 

25,26 ve 27 Martta silah ve sayı üstünlüğü olan fransızlarla kıyasıya savaş edildi. Şahin Bey yoğun topçu ateşine rağmen düşmanı Elmalı Köprüsü’nden geçirmemek , fıstık ağaçlarının huzurunu düşman kurşunları ile bozmamak için hiç tereddütsüz hayatını feda etti. Memleketi için verdiği ” Düşman cesedimi çiğnemeden Antep’e giremez” sözü hala semada  yankılanıyordu sanki. 

Şahin Beyin katli Antep’lilerin kenetlenmesine ve intikam ateşiyle 1 Nisan’da şehirde savaşı fiilen başlatmalarına neden oldu. Çarpışmalar kimi zaman türklerin, kimi zaman fransızların üstünlüğü ile sonuçlandı. 

 

MÜTAREKE 

 

28 Mayıs’ta Mustafa Kemal Paşa çektiği telgrafta 20 günlük bir mütareke imzalandığını bildirdi. Mütareke sırasında savaş hazırlıkları devam etti. Türkler daha çok örgütleniyor, yardıma muhtaç asker ailelerine yardım cemiyeti kuruyor, cemiyetler için mali kaynak ayarlıyorlardı. 

 

İKİNCİ KUŞATMA 

 

27 Temmuzda Antep’e gelen Adana cephesi kumandanı kurmay albay Selahattin Adil Bey taarruz emrini verdi. Taarruz başarılı olamadı , 11 Ağustos’a kadar çevre tepeleri ele geçiren düşman Antep’i yeniden ve tamamen kuşattı. 

Amansız çarpışmalar sürüyor, düşmanın teslim çağrıları asla kabul edilmiyordu. Anteplilerin daha önce hiç görmedikleri 15’5 luk obüsler patlıyor, düşman var gücü ile bütün topları ile şehri dövüyordu. Her patlayan mermi bir ocağı harap etmeye yetiyor, ancak Antepliler yine de büyük bir kararlılık ve güçle ayakta kalmayı başarıyorlardı. 

Düşman teslim çağrısını tekrarlayarak kalenin güney burcuna beyaz bayrak çekildiği takdirde ateş keseceğini bildirdi. Anteplilerin cevabı kalenin güney burcuna kocaman al bir Türk Bayrağı çekmek oldu. Türklerin olanaksızlıklar içinde bile mücadele etmeleri düşmanı çileden çıkartıyordu. Uçaklarla teslim olmalarını öneren bildiriler dağıtılıyor, halk isyana teşvik ediliyordu. 

 

KARATARLA MİTİNGİ: 

Sefalet içinde kıvranan halkın durumu, uçaklardan dağıtılan teslim olma çağrıları, şehirde bazı huzursuzlukların doğmasına neden oldu. Karatarla Camisinde yapılan bir toplantıda devam edip etmeme konusunda oylama yapıldı. Anteplilerin bu şehri savunmaktan vazgeçmeyecekleri gerçeği bir kere daha vurgulandı. 

 

ÇINARLI TAARUZU: 

 

Bombardımanlarla Antep’i yıldıramayacaklarını anlayan fransızlar bir birliğe arazide günlere tatbikat yaptırarak en ince ayrıntılara kadar bir hücum planı hazırladılar. 

5 Ekim’de 15,5 luk obüslerle bombardıman edilen ermeni mektebinin yıkılan duvarından içeri giren birlik, enkaz altında bekleyen sekiz kahraman mücahitin ateşiyle perişan edildi. Fransız komutan Andreia şaşkınlıkla ve gıpta ile şöyle diyordu:”15,5 luk mermilerimize bile emin sığınaklara sahip olan Türkler, bombardımanda buralara sığınıp 

hücumun geldiğini hisseder hissetmez kendi muharebe mevzilerine sıçramakta ve bizi karşılamaya hazır hale gelmekteydiler. Sonuç olarak genel bir saldırının başarı şansı tamimiyle nazari ve hayali bir şeydi”. 

Komutan Abadi ise Gaziantep savunmasını Verdün savunmasına benzeterek “Türk Verdünü Gaziantep”adlı kitabında hayranlığını şöyle dile getiriyordu: ”Bu muharebe, Türklerin savunmadaki azim ve metanet ile çevikliğini, bununla birlikte sokak muharebeleri ile evlerin savunma haline konulmasındaki becerisini bir defa daha gösterdi. ” 

 

SON KUŞATMA 

Fransız ordusu Antep’i bombardıman ile ya da hücumla elde edemeyeceğini anlamış ve tek çözümün şehri uzun süre kuşatıp aç ve cephanesiz bırakmak olduğunu anlamıştı. 

23 Kasım’da şehir son defa kuşatıldı. 20. 000 düşman askerine karşılık yalnızca 1. 970 Türk mücahit vardı. 9. Tümen komutanı Özdemir Bey Anteplilere şu mektubu yolladı. ”Uzun müddet bizden yardım beklemeyiniz, kuvvetlerimiz dağıldı. Şehri teslim etmekte size mesuliyet düşmez. Antep’in mukadderatı müdafilerin fikrine kalmıştır. ” 

Kuşatma altındaki Antep’e açlık baş göstermeye başlamıştı. 10 aralık 1920 tarihi için tuttuğu notta Lohanizade Mustafa Nureddin Bey “Bütün kuşlar, konacak dal, yuva yapacak çatı bulamadıkları için Antep’i terk ettiler. ”diyordu. 

Ekmek sıkıntısı son haddini bulmuştu. Zerdali çekirdekleri bir süre suda bekletilerek acısı alınıyor, öğütülüp ekmek yapılıyor ve cephedeki  askerlere gönderiliyordu. Sokaklardaki kedi ve köpekler dahi açtı. Bir gece bir anne ,oğlunun tuvalete gittikten sonra feryatlarıyla dışarı çıktığında köpek tarafından parçalanmış cesediyle karşılaşmıştı. Özdemir Bey “Açız, açız” diye inleyen kadınlar ve çocuklara yardım 

edememenin sancısıyla kıvranıyordu. Kuşatmayı yarıp çıkmaktan başka çare yoktu. 7 Şubat gecesi Salavat  Tepesi’nde bir gedik açılarak 500 kadar mücahit dışarı çıktı bir kısım  devlet memurları, hakimler, doktorlar, hemşireler 8 şubat gecesi şehirden gizlice çıktılar. Heyet-i Merkeziye başkan ve üyeleri içeride kalmışlardı. 

 

ŞEHRİN TESLİMİ 

 

Heyeti Merkeziye başkan ve üyeleri Şıh Camiinde toplanıp teslim olmaya karar verdiler. 

 

SONUÇ 

 

Antep 10 ay 9 gün hiçbir şeyden yılmamış, fransız bombardımanına azimle göğüs germiş ama açlığa yenik düşmüştü. Ancak kahraman Antepli’lerin bu inanılmaz efsanevi savunmalarını dost düşman hiçbir asker yenilgi olarak niteleyemedi. 

Düşman Antep’i alabilmek için 70. 000 mermi atmış, nüfusları kayıtlı olan 6. 417 memleket evladı canlarını bu vatan için vermişti. Şark orduları komutanı General Goro “Fransız ordusu Antep’e girmek için 10 ay 9 gün uğraşmak zorunda kaldı Anadolu’da bin Gaziantep var” diyerek birbirleriyle bir yumruk gibi kenetlenen ve inanılmazı  gerçekleştiren bir avuç Antep’li karşısında saygıyla eğilmişti. 

 6 Şubat 1921 tarihinde TBMM, 93 numaralı kanunla Antep’e gazilik unvanı vererek bu kahramanlar kentinin adını “Gaziantep “ yaptı. Gazilik unvanı huzur dolu fıstık ağaçlarının gölgesinin sonsuza kadar özgür kalacağını kanıtlayan önemli bir semboldü. 

 

15 Mart 1921’de Londra’da Türk-Fransız delegasyonu Antep-Adana ve çevresinin Türklere iadesi konusunda anlaşmaya varmıştı. 25 Aralık 1921 tarihinde son Fransız askerinin Gaziantep’i terkini kahramanlar diyarında yaşayanlar gururla izlerken torunlarına bırakacakları büyük mirası ve efsanevi öyküsünü noktalamış oluyorlardı. 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum