1. YAZARLAR

  2. Samet Bayrak

  3. ANTEP HARBİNİN DÖNÜM NOKTASI
Samet Bayrak

Samet Bayrak

Yazarın Tüm Yazıları >

ANTEP HARBİNİN DÖNÜM NOKTASI

A+A-

13 AĞUSTOS 1920

KARATARLA CAMİ TOPLANTISI

         Andrea komutasındaki Fransız kuvvetleri 10-12 Ağustos 1920 günü Antepin etrafını saracak tek sıra piyade yığınağı yapmıştı.Daha önce şehrin teslimi için Antep üzerine uçaklarla bildiri atan ret cevabı verilince, 11 Ağustos günü sabah ezanı saat 04:00te şehrin hakim tepelerinden (Samsaktepe-Düztepe-Hacıbaba) şehrin üzerine ağır ve hafif çaptaki bütün bataryalarıyla yoğun bir topçu ateşi başladı.Ateşin en şiddetli olduğu nokta hükümet dairesinin  bulunduğu büyük ve muhteşem  Belediye Hanı  ile Heyet-i Merkeziyenin bulunduğu Sabun Hanı idi.Bu bombardıman bütün şiddeti ile gecenin saat sekizine kadar aralıksız devam etti.Top atışlarının kesilmesinden sonra birdenbire düşmanın piyade kuvvetleri süngü hücumu ile şehre girmeye başladılar.

        Şehri savunanların büyük bir kısmını oluşturan cok genç ve çok ihtiyar savaşçılarına düşman 20-30 metre yaklaşmadıkça kesinlikle boş yere ateş açmamaları ve gereksiz yere, cephane harcamamaları daha önce söylenmiş ve ona göre düzen alınmıştı.

/  

       Gerçekten Antep çeteleri kendilerine verilen bu zor ve tehlikeli görevleri harfi harfine yerine getirdiler.Hücum eden düşman kuvvetleri tam 20-30 metre yaklaşmadan ateş açmayarak düşmanı beklediler.İstenilen uzaklığa düşman piyadeleri ulaşır ulaşmaz aldıkları emre göre şehrin her tarafından taarruz eden düşman üzerine 600den fazla silahlı birdenbire yoğun piyade ateşi açması Fransız kuvvetlerini şaşkına çevirip ne ileri ne de geriye bir adım bile atamadılar. Düşman bu ateş karşısında çok kayıp verdi. Ancak bu ateş yarım saatten fazla devam edemedi.Çünkü savaşanların cephaneleri bitmişti.Heyeti Merkeziyeden cephane istendiğinde Ambarda cephane yoktur cevabı ile karşılaşıldı. Düşmanı tamamen yere serdik, fişeğimiz kalmadı bitti, aman fişek başka bir şey istemiyoruz, fişek istiyoruzdiyen çetelere komutan Özdemir Bey Ne yapayım çocuklar fişek yoktur, düşmana dipçik ve kazma, kürekle karşılık verin, sokak savaşında bu daha etkilidirdemiştir.Bu cevap çeteleri daha da coşturdu.

         Düşman piyadeleri ateşin zayıflamasından istifade ederek yaralı ve ölülerinin büyük bir kısmını taşıyarak güç bela kurtulurlar.

         Çekilen düşmana hücum edilmesi düşünüldü ise de şehir çetelerinin 600 silahlı çocuk ve yaşlı olması, ayrıca hiç süngü bulunmaması düşmana karşı hücumu imkansız bırakmıştı.(Lohani zade 120-121)

          Fransız komutanlar Abadi ve Andreanın Antepin teslim olması konusunda ültimatom verir, şehrin teslim olmasını, Anteplierin  Fransızlardan özür dilemesini  ve Antep Kalesine de teslimiyeti bildiren beyaz bayrak çekilmesini ister.Bu ültimatoma Kuvay-i Milliye kumandanı, kaymakam,cephe komutanı durumu görüşmüş ve şu cevabı vermişlerdir:

1-Özyurtlarını savunan Antepliler sizden alçakça af talebinde bulunmaktan ise siperlerin altında kalarak ölmeyi tercih ederler.

2-Antep halkı ya vatanı kurtarmaya veya ölmeye azmetmiştir.Antepte taş üstünde taş kaldıkça ve bir tek Antepli sağ bulundukça bu kasabaya katiyen giremeyeceksiniz.

           Bu cevabı alan düşman saat 18den itibaren büyük ve küçük çaplı toplarıyla şehri bombardımana başladı.Patlayan top mermileri içinde şimdiye kadar görülmeyen 15lik obüsler vardı.Hiç bir engel tanımayan bu mermiler iki katlı kâgir bir binayı yerle bir etmeye yetiyordu.Her mermi bir evi yıkıyor, bir yuvayı tahrip ediyordu.Şehir çok feci bir hal almıştı.Her tarafı yoğun toz duman bulutları kaplamıştı.Bombardımanın geceye rastlatılması bu dehşeti bir kat daha artırıyordu.Taş, tahta, demir parçaları ile insan vücutları havada yüzüyordu.Düşman şiddetli ve amansız bombardımanını bilhassa şehrin savunmasız semtlerine yöneltmişti.Bununla savaş dışında kalan halkın maneviyatını kırarak müdafaa fikrine karşı reaksiyon hazırlamak istiyordu. (Gaziantep Savunması-A.Nadi Ünler-76)

          Bu sırada Antep halkı arasında bazı fitneci kişilerin savaştan vazgeçilip teslim olunması yolunda propaganda yapmaları üzerine Heyet-i Merkeziye Antep halkının fikrini yoklamak amacıyla 13.Ağustos.1920 Karatarla Caminde toplantı düzenledi.(Sadettin Gömeç-76)

         Toplantıya başta Heyet-i Merkeziye olmak üzere şehrin savunulmasında kararlı olan grup ile semt reisleri, yedek subaylar bu gruba dahil edildi.Ancak çatışmaların devamında fayda görmeyenler bunlar daha ziyade hali vakti yerinde olan bir kısım eşraf ile bazı aydınlar katıldılar.

        Bu toplantı iki fikrin, iki ayrı zihniyetin çarpışması idi.Bu çarpışmadan doğacak netice ya memleketi düşmana teslim edecek veya tekrar silaha sarılıp ölünceye kadar çarpışmayla sonuçlanacaktı.

        Şu gerçek ki; harbin aleyhinde bulunan zümre pek azdı.Eğer bu grup etkili olsaydı  veya savaş ve direnme taraftarları etkili olmasaydı bugün yani 13.Ağustos.1920de Antep Fransızlara teslim edilmiş, bütün milli harekat felce uğramış olacaktı.Özetle Antepin alın yazısı Karatarla Caminde yazılacak idi. (Gaziantep Harbinin iç yüzü S.Uzel-132)

        Bu toplantıda şehrin savunulması konusu çok yönlü tartışıldı.Savaşın sürdürülmesine karşı olan, şehrin ileri gelenlerinden bir kısım konuşmacı belirlenecek bazı koşullar altında, Fransızlarla anlaşarak savaşa son vermeyi savundular.Bunlar elde kalan az sayıdaki kuvvetle ve yetersiz cephaneyle savunmada direnmenin anlamının ve olanağının kalmadığını, düşmanın daha önce yapılan ateşkes döneminde içimize girerek gerçek kuvvetimizi öğrendiğini, 2000 kişilik silahlı ermeni grubunun Fransızlara katılmasıyla düşmanın daha da kuvvetlendiği, yapılcak güçlü bir taarruzu durduracak kuvvet ve cephane olmadığından bir katliam tehlikesiyle karşı karşıya bulunulduğunu söylüyor ve dışta bizi bu zor durumdan bir kuvvetin henüz mevcut olmadığını ileri sürüyorlardı. (Antep Harbi-Birol Güngör-210)

        Şehirde namus, vatan ve islamiyet adına savaşlara karşı çıkan, dedikodu üreten ve teslim olmayı savunanlar kendilerine sulh ve selametçiler adını vermişlerdi, ama halk ise onlara kötü ruhlar (=ervah-ı habise) olarak tanımlamıştı.Bu gizli cemiyetin üyelerinin kimler olduğu tam olarak bilinemiyor,  en azından kanıt elde edilemiyordu.Bu durum Özdemir Beyde telaş ve endişeye yol açmıştı.Heyet-i Merkeziye şüphelendiği 85 kişiyi belirlemiş ve bunları şehirden uzaklaştırmaya karar vermiş, ancak yeterli delil bulunamadığından bunun yaratacağı olumsuz sonuçları göz önüne alarak vazgeçmiştir.Şehirdeki son gelişmeler ve Fransız notaları yeniden bu grupları hareketlendirmişti.Daha ziyade medrese çevrelerinde ve bir kısım eşraf arasında gelişen bu olaylar bir şekilde sonuçlandırılmalı idi. (Antep Harbi-Birol Güngör-210)

         Tüm bu olumsuzluklara rağmen harbin devamına karşı olanlar toplantıda ağır basabileceklerini düşünen semt reisleri ile harp taraftarları, cami avlusuna kimi omuzlarında,  kimi abasının altında mavzerleri ile gelmişlerdi. (Olaylarla Antep Harbi-Adil Dai)

/

          Etraf şehir komutanı Özdemir Bey söz aldı ve yüksek sesle şu konuşmayı yaptı:

Evet vasıtamız yok fakat azmimiz, sebatımız, kurtuluş imanı ile çarpan kalplerimiz vardır.Ölmemk için öldüreceğiz, direneceğiz.Antep düşer, fakat yaşar, önümüzde tutulacak iki yol var.

Birincisi ; bir tek silahlı ferdimiz, bir tek evimiz kalıncaya kadar çarpışacağız, düşmana bir kent değil bir kül ve enkaz yığını terkedeceğiz.

İkinci;  içerdeki bütün kuvvetlerimizle bir huruç(=yarıp çıkma) harekâtı yapıp , dipçik ve süngümüzle Fransız hatlarını yararak çıkmak ve şanlı bayrağımızı kurtarmak.

Evet bende biliyorum, cephanesizlik bizim için büyük bir felakettir, fakat düşman karşısındakinin ne durumda olduğunu bilmez.Dört gün önce yediği acı darbeden sonra piyadesini tekrar kolay kolay ölüme gönderemez.Dışardaki birlikler ile bağlantı kurmak için fedai postaları çıkardık.Elbette Büyük Millet Meclisi bizim durumumuzu dikkate alacak ve Antepi kurtarmak için gerekli her türlü önlemler başvuracaktır.Düşmanın yapacağı barış şartları ne kadar uygun olursa olsun, neticede yine Fransızlara mahkumuz Türk olanlar, yabancı bir devletin boyunduruğu altına girmek istemez, bunu isteyenlerin milliyetinden şüphe ediyoruz.Biz ki milli ve askeri zaferlerimizin şerefini tarihin kaybolup efsanelerin hakim olduğu zamanlardan beri taşırız.Biz bu şereflerle, insanlara vaad edilmiş iyiliklerin en yükseğine erişmiş bir millet iken,  bugün ne için aramızda bu alçaklık ve esarete katlanmak isteyenler bulunuyor?.Silahlarımız, topumuz, seyyaremiz ve cephanemiz yoktur.Fakat tırnaklarımız, kalbimizde de milli aşkımız bu yolda ölmek için arzu ve imanımız vardır.Bugün her Türkün vatan için mücadele etmesi bir gayedir.Türk olanlar; Allah ve vatanını sevenler bizimle beraberdir dedi.

         Toplantının sonuna doğru tansiyon arttı, Taşçı zade Hakkı Efendinin HARP İSTİYORUZ HARP haykırışı son noktayı koydu.Antepli erkekler gibi kadınlar da haysiyet ve istiklâl davasında ölümden çekinmeyerek hep bir ağızdan direnişe taraftar olmayanlara karşı YA HÜRRİYET YA ÖLÜM  diye haykırdılar.

         Tabancalarını çektiler, abalarının altından mavzerlerini çıkarıp havaya kaldırıp haykırmaya başladılar:

-Harp istiyoruz!...Biz bir kere kefenlerimizi boyunlarımıza takmışız, ölürüz ama Fransızlar da bu şehre giremez.

-Düşmana inanan ahmaklar silahlarımızı elimizden alınca Türk celladı olan Ermeniler intikam hırsı ile namusumuzu kirletecekler, ihtiyarları ,çocukları öldürecekler, kurşunumuz bitti ise kazma ve kürekle döğüşürüz.

-Ya ölür bu şerefsizlikten kurtuluruz, ya da Antepi vermeyiz.Böyle düşünmeyenlerin aramızda yeri yoktur, isterlerse şimdiden defolup gidebilirler!.Gitmezlerse hayatlarından korksunlar!...

         Yüzlerce çete silahlarını havaya kaldırarak haykırıyordu:

-Harp istiyoruz, vatanımızı, dinimizi kadınlarımızın kızlarımızın namusunu kurtarmak için harp istiyoruz!...

-Taşçı zade Hakkı Bey bu kez tabancasını çekti, gırtlağı yırtılırcasına bağırdı:

-Harp istiyoruz harp!...

        Caminin avlusu bir anda mahşer yerine döndü.Çeteler HARP İSTERİZ diye bağırıyor, pencerelerdeki ve damlardaki kadınlar zılgıt çalıp ağlaşarak bağırışıyorlardı:

-Bunca felakete bugün için mi katlandık?.Bizleri Ermenilere, Fransızlar askerlerine mi teslim edeceksiniz?.Ya sonuna kadar döğüşün ya da bizi eliniz ile öldürün, sonuna kadar sizin yanınızdayız!.Biz de harp isteriz.

          Kıyametin koptuğu kimsenin kimseyi duymadığı cami avlusunu bir ses doldurdu:

-Ya bir tek erimiz, bir tek evimiz kalana kadar Antepi savunup düşmana şehir değil bir kül ve enkaz yığını bırakırız.Korkmayın  Allahını ve vatanını sevenler bizimle beraber.

         Caminin  avlusundaki korkunç kalabalık, damlardaki,pencerelerdeki kadınlar ve kızlar çılgınlar gibi bağırıyorlardı:

-Harp istiyoruz!

         Artık karar verilmişti.Binlerce insan rahatladı, herkesin istediği karar verilmişti, bağırıp çağırma sesleri kesildi.

         Çeteler birbirlerine sarılıyor, kadınlar ve kızlar sessizce ağlıyorlardı.

          Bülbül zade Hacı Abdullah Efendi ellerini göğe kaldırmış, Amin sesleri arasında Allaha yalvarıyordu.

-Yarabbi dinimizi, bayrağımızı, yavrularımızı esirge...(Adil Dai)

          2,5 saat süren Karatarla Cami toplantısı neticesinde şu karara varıldı:

-Harp istiyoruz, Hürriyet ve İstiklal istiyoruz, bunları istemeyenlerin yeri ve işi yoktur, isteyenler şehirden çıkıp ve defolup gidebilirler.

          Bu toplantıda verilen karar, o gün Mustafa Kemal Paşaya  Büyük Millet Meclisine arz edildi.Mustafa Kemal Paşa  bu habere şu telgrafla cevap verdi: (14.Ağustos.1920)

        Antepin muhterem halkının vatan müdafaası kaygısı ile yaptıkları toplantı ve toplantıda kabul ettikleri milli duygularımızı destekleyen müjdeli telgrafınız Büyük Miillet Meclisinde okundu.Antep ahalisinin ortaya koyduğu yiğitlik ve yüreklilik ve vatanını kurtarma konusundaki tutumu şükran duygularımıza mucip olduğunun halka duyurulmasını, alınan kararın yayınlanıp duyurulmasını rica ederim.(Sahir Uzel)

          Şehir içerisinde ve askeri depolarda tekrar arama yapılarak toplanan 50 tüfek tamir edilip çetelere verilmiş ve bunlarla Ermeni cephesi takviye edildi.Kaleye daha önce beyaz bayrak çelikmesini, teslimiyeti isteyen ve bekleyen Fransızlar ile Ermeniler 13 Ağustos günü Fransız kumandanı Andrea ile Abadi ve kurmayları ellerinde dürbünler ile kolejin yüksek binasının üst kat pencerelerinde hazır bekliyorlardı.Ayrıca Fransız topları grup halinde ateşe hazır yalnız emir ve kumanda bekliyorlardı.

          Heyet-i Merkeziye beyaz teslim bayrağı yerine büyük şanlı Türk bayrağını akşama doğru kalenin yüksek burcu üzerine kemalî hürmetle ve azametle çektirdi.Bu yiğitlik ve dayanma karşısında üzüntü ve ümitsizlik içinde olan Fransız komutanları tüm cephelere:

-Ateş!...

 Komutasını vermişti.Fransız topçuları kale üzerinde dalgalanan şanlı Türk bayrağına yüzlerce mermi atmışlarsa da bir tanesi olsun isabet etmemişti.Bu bayrak orada uzun müddet Fransızların Antepin teslim olmasını ve kaleye beyaz bayrak çekilmesini istedikleri Fransız notasına karşılık en güzel ve düzgün bir cevap olarak dalgalanmakla karşılık vermiştir.(Sahir Uzel)

           13.Ağustos.1920 Karatarla Cami toplantısında alınan direniş ve harbe devam kararı ile kaleye beyaz bayrak yerine, şanlı Türk bayrağının dalgalandığını gören ve cevabî notayı alan düşman, bütün toplarıyla şehri yeniden bombardımana ve Ermenilerin cepheleri de dahil bütün cephelerde top, piyade ve makinalı tüfek ateşine başladı.

         Top mermileri isabet ettikleri binaları yine harap ediyor, insanları öldürüyordu, ama artık dört gün önceki manevi çöküntü kalmamış, milletin verdiği savunmadaki kararlı tutumu bütün yüreklere yeni bir azim ve iman aşılamıştı.

/

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.